ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

1 NİSAN 2001
Ombudsmandan dersler - kaçırmayalım

Ombudsman esirgeyicidir. Aria GSM şebekesi faaliyete geçer, Milliyet 22 Mart'ta bunu manşetten verir. Ombudsmana göre durum şudur:

Türkiye GSM şebekeleri, Aria'nın katılımıyla üçledi. Milliyet bu haberi 22 Mart tarihli sayısında, birinci sayfada manşetten verdi. 'Rekabetin Zaferi' başlıklı Haber, kârlı GSM ortamında rekabetin kızışması üzerine kurulmuştu.

Ancak okur şikâyetçidir - ilginç tesbitler de yapmıştır:

Zaten arka sayfada tam sayfa Aria ilanı var. Bu haberiniz ne ölçüde reklamdır bilemem, ancak... kontör ücretlerine baktığımda Aria'nın tüm hatlarda 126 bin TL istediğini gördüm. Aria'yı aradım, ilk 55 dakika için dakika başına 280 bin TL, 56. dakikadan sonra 140 bin TL olduğunu söylediler. İç sayfadaki haberde ise, ilk 55 dakika için 280 bin, sonrası için 126 bin TL ifadesi var. Bunu ön sayfada kasıtlı olarak mı düşük gösterdiniz, merak ettim. Okur olarak yanıltıldığımı düşünüyorum.

Ne demiştik, ombudsman esirgeyicidir:

Yorum: Hatada bir kasıt yok. Ön sayfaya bilgiler eksik yansıtılmış. İç sayfa bilgileri tümüyle doğru. Yani, (okurun) öne sürdüğü gibi, 56. dakikadan itibaren 140 bin TL değil, 126 bin TL alınıyor. 55 dakikalık ilk bölüm, aylık bazda yenileniyor. Okurumuz sayfalar arasındaki çelişkili bilgi nedeniyle kendisini yanıltılmış hissetmekte haklı sayılmalı. Bir başka ders şu: Haberin reklamla doğrudan veya dolaylı ilişkisi, istense de istenmese de, bir rastlantı olsa da olmasa da, okurlarda kuşkuların doğmasına yol açıyor.

Tekrar edelim: esirgeyicidir; okuru da esirger, gazeteyi de. Bir yandan eğiterek. "Bir başka ders" sadece gazeteciye yönelik değildir. Okura da, gazetenin sırf reklam aldı diye haber yapmayacağı anlatılır bu derste. Okurun talihsizliği, bütün gazeteleri reklamla donatmış Aria örneğinde konuyu gündeme getirmesindedir. Yoksa her gün iç sayfaları bu gözle tarasa, birer ikişer sayfa arayla ne "ilişki"ler bulur. Ama okur bütün gün bunlarla uğraşamaz.

E, bu da ombudsmanın talihidir...

NOT - "iç sayfalar bu gözle taransa, neler bulunur"a örnek: Reklam-haber dümenlerinin en çok çevrildiği alanlardan biri, sağlık haberleridir. Konu ciddîdir, piyasa çekişmelerine terk edilemez, sağlık meslek kuruluşları, doktor ve ilaç reklamlarına etik gerekçelerle yasaklar koymuşlardır. Dolayısıyla, ilaç şirketleri için yasağı delmenin tek yolu "haber" olmaktır. 28 Ocak 2002'de Milliyet'te olduğu gibi:

"Orgazm olamayan kadın kalmayacak! - Piyasaya sürdüğü 'bir mavi hap'la seks yaşamında devrim yaratan ilaç şirketinden bir bomba daha: Kadınlara özel 'Pembe Viagra' - DIŞ HABERLER SERVİSİ - İktidarsızlığa karşı Viagra'yı geliştirerek cinsellikte devrim yaratan Amerikan Pfizer şirketi, şimdi de kadınlar için geliştirdiği 'orgazm garantili' hapı piyasaya sürmeye hazırlanıyor..."


15 NİSAN 2001
Timsahlara kurban giden...

Bu tarihte meşhur "timsah dosyası" açılıyor. İnsanlık tarihi süresince timsah denen hayvan (suaygırıyla birlikte) hiçbir zaman bu kadar haksız yere suçlanmamıştı. Bunu size ayrı bir sofra kurarak sunmazsam olmaz. Medyakronik arşivinde halen var bu konudaki yazılar (isterseniz tıklayın). Ombudsmanın burada gazetesini savunuşu sahiden çok etkileyiciydi. Bizim yanlışımız, Türk usûlü davranmak, konuyu uluslararası platforma çıkarmamak oldu. Öyle yapsaydık, bütün dünya gazetecileri -ve ombudsmanları- için hem çok öğretici hem de, ayıptır söylemesi, pek eğlenceli bir mevzu yaratmış olacaktık. Bu dosyayı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Medyakronik arşivinden şu anda da bakabilirsiniz. İsterseniz bekleyin, bu dizinin ardından ben yeniden düzenleyip sunacağım, o zaman da okuyabilirsiniz. Görün bakalım timsahlar kimi ve neyi yemiş.


27 NİSAN 2001
Aşağılamamışlar ki canım!

Romanya'da Bükreş Belediyesi, köpek itlafının ardından kuzu eti yerine köpek eti satışını engellemek için afişler yaptırır. Kuzu ve köpek anatomisi ayrımını gösteren panolar hazırlatır. Başka uluslarla, hele yoksul ve talihsiz olanlarıyla dalga geçme fırsatını harcamayan Milliyet yazıişleri, bunu şu başlıkla verir: "Bak Romanya Bak... İşte Kuzu, İşte Köpek".

Okurlar tepki gösterir. "Aşağılamak ayıp değil mi, bize yapsalar kızmaz mıyız?" derler.

Ombudsman sükûnetle cevap verir:

Romanya halkının onurunu incitecek hiçbir ifade kullanılmamış.


27 NİSAN 2001
İllüstratif amaçla olmuş; şey değil ki...

Ombudsmanın gazetesine kol kanat germe girişimlerinin pek çoğunun gerisinde yatanı anlamak mümkündür. Ancak bazıları sahiden esrarengizdir. Nedenini anlayamayız. İhtirasına mı yenik düşmektedir, bir anlık zevk uğruna, bilemeyiz.

"Karavana İhalesi" başlıklı bir haberin yanına konan fotoğrafın "en az 25 senelik olduğunu" tesbit eder bir okur: "Resimde görüldüğü gibi ne bakır karavana ve sürahi, ne de formika masa kaldı. Masalar verzalit, karavana ve sürahiler de çelik." Okur, emekli albaydır, söylediği de haliyle tamamen doğrudur.

Ombudsman şöyle der:

Resmin bir köşesinde çekiliş tarihi yazılsaydı veya 'Arşiv' ibaresi konsaydı veya resim altı metin 'eskiliği' belirtecek şekilde yazılsaydı, sorun zarafetle halledilmiş olacaktı.

Gazetesi bu dediklerinden herhangi birini yapsa, resmen bir ilki gerçekleştirmiş olacaktır. Bu bir yana, ombudsman bu kadar eski bir fotoğrafın "kakalanmış" oluşuna takılmaz. Ama zaten o bu fotoğrafın kullanılmasını da meşru görmektedir:

Yordanlı, tahmininde neredeyse haklı. Fotoğraf, 1983'te çekilmiş. Tabii eski olması, böyle bir haberde kullanılmasına engel değil. Çünkü 'illüstratif' amaçla kullanılmış.

Ombudsmanla günlük gazetede "illüstratif amaçla" fotoğraf vs. kullanımı konusunda tartışabilir miyiz dersiniz? Şüpheli görünüyor. Tartışabilsek, "haber" ve "günlük gazete" kavramlarıyla "illüstratif" kavramı arasındaki ilişkiye bir bakar, bu sonuncusunun günlük gazete, haftalık dergi, aylık dergi, haber organı, yorum mecrası, konulu yayın gibi değişik zemin ve çerçevelerdeki kullanımları arasında gözetilmesi gereken farklılıklardan sözederdik. 'Görsellik için görsellik' anlayışıyla 'günlük gazetenin temel işlevleri' konusunu tokuştururduk.

NOT: Ombudsmanın fotoğraf konusundaki rahatlığı gazetenin aynı konudaki pervasızlığını yansıtıyor

2 Ağustos 2001'de Milliyet, Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının Afyon kampına ilişkin bir haber yayımlar. Bu habere göre AKP'ciler kaplıcalı otelin havuzuna girerken "Haşema"larını (şeriata uygun olduğu ileri sürülen, dizden aşağı kadar inen mayolar) giymişlerdir. AKP'cilerin havuz sefası başka gazetelerde de haber olur. Ancak fotoğraflarda Erdoğan ile arkadaşlarının şortlu olduğu görülmektedir. Milliyet karar vermiştir, Haşema haberi yapacaktır, gerçek öyle değil diye vazgeçecek değildir. Bunun üzerine daha önceki bir tarihte FP'lilerin Kızılcahamam'da yaptığı benzer bir kamptan havuza girme fotoğrafları bulunur (bu fotoğrafta havuza girenler Haşema'lıdır) ve altına, "FP'lilerin Kızılcahamam kampını hatırlattı" diye yazılır. Milliyet fotoğraf kullanımı konusunda biraz "rahat" bir gazetedir. (Medyakronik arşivinden ilgili yazıyı okumak, fotoğrafları da görmek isterseniz TIKLAYIN.) İkinci bir güzel örnek, Hindistan'da ortaya çıkan "maymun adam" söylentisiyle ilgili haberde görülür. Çok kıllı, hızlı hareket eden meçhul bir yaratık tarafından ısırıldığını ileri süren insanların fotoğrafları ilk aramada internette karşımıza çıkabiliyorken, Milliyet, sahici haber fotoğrafı yerine, "Maymunlar Cehennemi" filminden bir figürü koymayı tercih eder. Çünkü "Maymun Adam Dehşeti" fantezisi yapmaya karar vermiştir. Nasılsa "illüstratif amaçlı" fotoğraf kullanımı caizdir. (Bunu da görmek isterseniz, yine Medyakronik arşivinde var, ayrıntılar da yeterince ilginç; TIKLAYIN. Milliyet'in haberi için: TIKLAYIN)


5 MAYIS 2001
Virüs ifşa edilirse yerine "telâş" geçer

Ombudsman gazeteye sızan virüslerin kaynağı konusunda gerekirse açık konuşur. Virüsün ille meçhul yabancılar tarafından değil bizzat gazete çalışanlarınca da haberlere "sızdırılabileceğini" öğreniriz ondan. Aynı fabrikanın Kocaeli, Gölcük ve Gebze'de açılmış olduğunu yazan gazetesi okurların eleştirisine uğrayınca, fabrikanın gerçek yerinin Gölcük/İhsaniye olduğunu belirtir, "Gebze"ye yine bir virüsün yolaçtığını duyurur. Bu sefer sızdıran da bellidir: Ekonomi Servisi'nden bir editör. "Günün telâşı içinde" sızdırmıştır virüsü. Yani o da kötü biri değildir aslında. Günün telâşı onu bu yola itmiştir. Telâş giderilirse şüphesiz o da topluma kazandırılabilir. Ve virüs sızdırma iptilâsından kurtulur.

Bu telâş faktörü, virüsü sızdıranın açıklandığı yerde, virüsün azalan nesnelliğini telâfi edecektir. Muhabirlerin, editörlerin yetersizliği, özensizliği, yazıişlerinin ilâve özensizliği, zaman zaman düşüncesizliği, doğru dürüst bir kalite denetimi mekanizmasının olmayışı, bir sürü gerekliliğin zaten önemsenmeyişi... falan asla sözkonusu değildir.

"Trafik canavarı" gibi bir şeydir "telâş". Nitekim:

Gamze Özfırat, Milliyet'in dikkatli okurlarından. Dış Haberler Servisi'ne uyarıları, birkaç bilim haberinde geçen kavramların kullanımıyla ilgili. "Londra kaynaklı haberlerinizde yapılan hatalarda artış gördüm" diye yazmış. "22 Nisan tarihli Milliyet Pazar'da Nevsal Elevli'nin Caravaggio ile ilgili yazısında rigor mortis 'ölüm ardından vücutta renk değişikliği' diye çevrilmiş. Rigor mortis 'ölüm katılığı' anlamına gelir, vücudun sertleşmesini tanımlar. Birkaç hafta evvel sağlık konulu bir yazıda 'gall acids' olarak geçen safra asitleri 'gall asitleri' olarak çevrilmişti. 23 Nisan tarihli gazetede Kanseri HIV Virüsüyle Yenecekler başlıklı haberde geçen 'hemofili ve sistik fibrosis gibi kanser türleri' ifadesi de yanlış. Bu hastalıkların ikisi de kanser türü değildir.

Yorum: Yerinde uyarılar. Günün telâşı içinde bu tür kavramların ikinci bir elden kontrolü zaman zaman yapılamıyor. Oysa, doğrularının yazılması gerek. Sonuncu örnek, bir İngiliz gazetesinden çeviri yapılırken acele edilmesinden doğmuş.

Burada ombudsmanın henüz iki buçuk ay önce yazdığı şu satırlar hatırlanmalıdır:

Bir haberin ne pahasına olursa olsun baskıya girmesinden çok, içeriğinin doğru olması önemli.

Ombudsman, anlaşılan kendilerini "günün telâşı"na kaptırmış meslektaşları tarafından yalnız bırakılmaktadır.


5 MAYIS 2001
Size kartımı vereyim...

Ombudsman "yalnız"dır. Ama bu onurlu bir yalnızlıktır:

'Yalnızlar' zirvesi - (...) Dört kıtadan 54 ombudsman geçen hafta Paris'te buluştu. Radio France'ın mali desteğiyle düzenlenen "dünya ombudsmanlar kongresi", sadece gazetelerin okur temsilcilerini değil, radyo ve TV ombudsmanlarını ve akademisyenlerle aydınları da biraraya getirdi. "Okurla gazete arasında sıkışan ombudsmanın kaçınılmaz yalnızlığı" ile "bağımsızlık" temalarının enine boyuna işlendiği toplantıda şu gelişmeler dikkat çekti:

* Afrika'da ilk ombudsman atandı. Jean Marie Essono, Kamerun TV'sinde görev yapacak. Hollanda'dan iki, Danimarka'dan bir, ABD'den bir gazete daha okur temsilcisi atadı. Dünyada toplam sayı 90'ı geçmiş oldu.

* Milliyet Okur Temsilcisi, uluslararası ombudsmanlar örgütünün (ONO) yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Milliyet, kurulda Avrupa'yı temsil eden tek haber kuruluşu...

 


ARŞİV GİRİŞ SAYFASI
İÇİN TIKLAYIN

Haysiyet Deposu | Gazetecilik | Gayrıresmî Fakülte | Köşeyazarları | İktidar Tutkusu | Beyaz Türk Şuursuzlukları | Hep Ofsayt | Üçüncü Sayfa | Türkler ve Başkaları | Ufak Ufak | Okuma Parçası | F.Suntur | Başka Medya | Faydalı Linkler | 11 Eylül sonrası | Asil Kartal Yazı Dizileri | Medyakronik | E-Posta