GAZETECİLİK SORUNLARI

Sözde yenilikçilik propagandası, Hürriyet'in manşetinde
Atlayın beyaz arabaya o zaman!

 

Hürriyet gazetesi, belki gördüğünüz, belki 13 Aralık'ta Medyakronik'e baktığınız için haberiniz olduğu üzre, Ankara'nın Yenişehir Belediyesi'nden sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin de beyaz cenaze arabası kullanma kararını manşetinden duyurdu. Yani bu gazeteye göre, o günün dünyada ve Türkiye'de en önemli olayı buydu.

Önce habere bir bakalım; nezaket icabı:

İzmir Büyükşehir Belediyesi, işlevsel olarak da ayrıntılı şekilde düşünmüş, tasarlamış, beyaz cenaze arabaları yaptırmış. Bunu, "sevdiklerimizi son yolculuklarına güzellik ve sadeliği temsil eden beyaz renk içinde uğurlama" amacına bağlıyor belediye yetkilileri. Haberde, yeni yaptırılan arabaların özelliklerine ilişkin bilgi veriliyor. Bir de, İzmir müftüsünün ne dediğini öğreniyoruz beyaz cenaze arabalarına ilişkin olarak: Müftü, kararı olumlu buluyor, cenaze arabalarının beyaz olmasına dinî herhangi bir engel bulunmadığını, tabutla ilgili de tek tip zorunluluğu olmadığını, belediye yetkililerinin "sıcak bir yaklaşımda" bulunduğunu söylüyor.

Ee? O zaman bu haber niye manşetliktir?

Eğer bir belediye beyaz cenaze arabası kullanmaya karar verse, dinî yetkililer de buna karşı ayaklansa belki önemsenecek bir haber olurdu. Ama ortada böyle bir anlaşmazlık falan da yok.

Evet, o zaman buradaki manşetlik haber nedir?

Haber yok, zorlama var

Burada manşetlik bir haber yoktur; hemen cevap vermem gerekirse. Burada, kendilerine mahsus bir "yenilikçilik" anlayışıyla, bütün bir toplumu ve dünyayı kendilerine uydurmak isteyen birilerinin zorlaması vardır. Yani habercilik yerine propaganda gazeteciliği yapmanın, üstelik hayli sinsice bir uygulamasıyla karşı karşıyayız.

Bu "yenilikçilik" anlayışının başlıca özelliği, herhangi bir mantıklı bütünlüğe, hattâ herhangi bir bütünlüklü zemine dayanmayışıdır. Bu anlayışa göre önemli olan, başka birilerinin herhangi bir şekilde sarıldığı, kendilerini güvenlikte hissettiği her türlü zeminin yok edilmesidir. "Başka birileri"nden de kasıt, bu anlayış sahiplerinin istediği yaşam biçimi her neyse ona engel olarak gördükleri, "eski"yi temsil eden insanlar ve topluluklardır. Bu, geleneklerine bağlı toplum kesimleri olur, solcular olur, şu olur bu olur, fark etmez. Kabaca hepsi "ötekiler"dir.

Ne olur ki bizim cenaze arabalarımız da nasıl alıştıysak öyle olmaya devam etse? Hiç. Beyaz olsa ne olur? Yine hiç. Kimi ilkini tercih eder, gelenek-görenek, alışkanlıktır, der; kimi de 'beyaz oldu, güzel oldu' der, memnun olur. Kimi de hem yeşil olsun hem de yeni bir şekil yapalım diye uğraşır. Bu kadar.

Ama Hürriyet gazetesini yöneten ve toplumu köksüzleştirerek insanları atomize etmeyi kendi yaşam biçimini güvenceye almak için elzem gören zihniyet, cenaze arabalarının beyaza boyanacak olmasında bile bir "kopuş", bir "atılım" teşhis ediyor. Nereye doğru bir atılım? Belli değil. Muhtemelen artık kimsenin tutunabildiği hiçbir bildik, tanıdık hayat çevresinin kalmayacağı, çoğunluk için kaos, yükseklerde ve derinliklerde işini yürütmeyi bilen imtiyazlılar için oooh müthiş elverişli bir ortama doğru...

Neyin simgesidir beyaz araba?

Fakat bu ihtiraslı yenilikçiliğin temsilcileri, her yaptıklarıyla, zihniyetlerinin kofluğunu ortaya koyuyorlar. Hatırlayın, bizzat müftü, "Ne var canım bunda? Güzel olmuş," diyor. Belki de bu, sözde yenilikçilerin hevesini kursağında bırakacak. Ama karar verilmiş ya bir defa, beyaz cenaze arabası, "yeni" Türkiye'ye gidişin simgesi ilân edilecek ille de. Edilmiş nitekim; güya...

Bu zihniyet için söyleyebileceğim şudur: O cânım Boğaz vapurlarını kaldırıp yerine insanların güverteye çıkamadığı, deniz havasını soluyamadığı, izolasyonlu, camlı, klimalı deniz otobüsleri koysalar sevinçten deliye döner bunlar. Poğaçayı simiti yasaklayıp yerine bunların düşkün olduğu, bizim pek bilmediğimiz birşeylerin satılmasını zorunlu tutsalar, mutluluklarından yanlarına varılmaz. Hoş zaten yanlarına varılmaz bunların. Çünkü öyle herkesin giremediği birtakım yerlerde yaşarlar.

O zaman, kendi yaşadıkları yerlerdeki hayatı kendilerine uydursunlar. Bütün toplumun hayatına niye karışıyorlar?

Beyaz cenaze arabası sahiden de toplum yaşamında insanî bir zenginleşme yaratacak birtakım yenilik hamlelerinin parçası olsa, en başta bunlar karşı çıkar. Ama oturdukları yerden hepimize sakal-bıyık kestirmeye kalkabilirler.

Ben de şimdi "tutucu" oluyorum herhalde bunları söylediğim için. Kimbilir, belki de birilerine, solcuların işte böyle nasıl tutucu ve gerici olduğuna dair ahkâm kesme fırsatı yaratmışımdır.

Şimdiden şu cevabı vereyim: Sıkıyorsa, ateistlerin namazsız, cami avlusunda dinî törensiz "defnedilebilmesi" -evet, bu tabiri bilerek kullanıyorum!- yönünde yayın yapsınlar.

Bu tarz yenilikçilik, asla bir değişimcilik-dönüşümcülük değil. Bu sadece, eline güç geçirmiş birilerinin oraya buraya imzasını atma, izini bırakma ihtirasından doğan bir şımarıklık.

Veya basitçe şu: Bakın, biz bıyıkları kestik, cenaze arabaları da beyaz oluyor, dünya bizim istediğimiz yöne gidiyor...

Aman, pek güzel oluyor!




PENCEREYİ KAPAT