İşlem tamam, haydin savaşa

 

Savunma Bakanı McNamara'nın akıl almaz bir acelecilikle "kesin kanıtlar"dan sözedişi boşuna değildi. Başkan Lyndon Johnson'un derhal "felâketi" ulusa duyurmak için televizyonlara koşması ve misilleme emri vermesi de.

Pierce Arrow adlı tek seferlik misilleme operasyonu, Kuzey Vietnam topraklarına yönelik bir hava saldırısıydı. Constellation ve Ticonderoga uçak gemilerindan kalkan uçaklar, Ben Thuy, Quang Khe, Hon Gay ve Lach Chao ırmağı ağzındaki Kuzey Vietnam teknelerini ve Vinh'deki akaryakıt tesisini bombaladılar.

Savaşın genişleme ve şiddetlenme sürecinde bir sıçrama yaratan bu misilleme saldırısında iki Amerikan uçağının düşmesi de kaçınılmaz gidişatın bir işareti sayılabilirdi. Ama o sırada "kaçınılmaz" olanı "kararlılık" diye tarif etmek geçerliydi.

Kaldı ki, bu misilleme saldırısının sadece misillemeden ibaret olmadığı da sonradan ortaya çıkacaktı. Çünkü "kademeli askerî baskı" aşamasına geçilmişti ve sonraki yıllarda ABD uçakları Kuzey Vietnam'ı sürekli bombalayacaklardı. The War Within: America's Battle Over Vietnam kitabının yazarı Tom Wells, Tonkin Körfezi olaylarının ardından Kuzey Vietnam'a yapılan ilk Amerikan hava saldırılarını o vakit herkesin misilleme olarak algıladığını, oysa Washington'un Kuzey Vietnam üzerindeki askerî baskıyı artırmaya aylarca önceden karar vermiş bulunduğunu kimsenin bilmediğini hatırlatmıştı. Misilleme, aynı zamanda bir ilk provaydı.

E, seçim de yaklaşıyor bi yerde...

ABD başkanının o sıradaki tutumu hiç de sadece Vietnam'daki duruma ilişkin tesbit ve beklentilerden kaynaklanmıyordu. Birkaç ay sonra, kasımda başkanlık seçimleri vardı ve Johnson adaydı. Johnson Vietnam'da giderek daha fazla askerî baskı ile sonuç almaya dayalı bir politika uygulamaya hazırlanıyordu, ama öbür yanda, seçim kampanyasını barış teması üzerinden yürütüyordu. Karşısındaki en güçlü rakip, Senatör Barry Goldwater, daha fazla sertlikten yanaydı. Johnson, "bu adama kalsa ABD'yi nükleer savaşa sokacak" türü motiflerle etkisiz kılmaya çalışıyordu rakibinin silahlarını. Bir yandan da, Amerikan çıkarlarını koruyamayan, yeterince kararlı olamayan, pasif bir başkan gibi görünmek istemiyordu haliyle. Sonradan isyanıyla hükümeti savaştan vazgeçmek zorunda bırakacak olan Amerikan kamuoyu da henüz nasıl bir felâkete batmakta olduğundan bîhaber, Vietnam'da kararlılık gösterilmesini ister haldeydi.

Tonkin Körfezi'ndeki "saldırıları" bahane ederek bir kerelik misilleme harekâtı için emir vermesi, Johnson'un yaratmak istediği imaja çok uygun düşüyordu: Savaş çığlıkları atan bir başkan değildi, ama gereğinde kararlı ve sert davranabiliyordu. Bu manevrayla Johnson'un kamuoyundaki prestiji % 42'den 72'ye çıkacak ve seçimde ezici bir zafer kazanacaktı.

Hedef, tabiî "barış"tı, başka ne olabilirdi?

Misilleme saldırısını Başkan Johnson'un Kongre'ye mesajı izledi. "Amerika sözünde durur," diyordu başkan, Güney Vietnam'a taahhütlerini kastederek. "Bizim hedefimiz barıştır. Bölgede askerî, siyasî veya toprağa ilişkin taleplerimiz yoktur," diye de ekliyordu. Sonra, bugünlerde benzerlerini çok sık duyduğumuz o laflardan bir demetini sunuyordu Amerikalılara: "Bu sadece bir cangıl savaşı değildir, insanî faaliyetlerin her cephesinde özgürlük için verilen bir savaştır. Özel olarak Güney Vietnam ve Laos'a askerî ve ekonomik desteğimiz, bu ülkelere saldırıları def etmeleri ve bağımsızlıklarını güçlendirmeleri için yardım etme amacı gütmektedir."

Nihayet lafı "ABD'nin, bölgedeki özgür uluslara özgürlüklerini korumaları için yardım etme hedefi güden temel politikası"na getiren Johnson, Kongre'den gereken kararı çıkardıktan hemen sonra yürürlüğe koyacağı politikanın tam zıttını vaat ediyordu: "Savaşı genişletmek istemiyoruz..."

Cinayet ve intihar kararnamesi

ABD Kongresi, başkana, 'madem savaşı genişletmek istemiyorsun, niye bizden icabında silahlı kuvvet kullanma yetkisi istiyorsun?' diye sormadı. Ve belki Kongre tarihindeki en büyük hatayı yaparak Tonkin Körfezi Kararnamesi'ni kabul etti. Başkana, "Birleşik Devletler silahlı kuvvetlerine karşı herhangi bir silahlı saldırıyı def etmek ve muhtemel saldırıları önlemek için, silahlı kuvvetleri kullanmak dahil gerekli bütün tedbirleri alma" yetkisi tanıyan kararname, fiilen, ABD başkanının eline, Kongre'nin onayını almaksızın savaş ilân etme gücünü vermişti. Daha doğrusu, resmen ilân etmeksizin savaş sürdürme yetkisini...

7 Ağustos 1964 günü, ABD Temsilciler Meclisi'nde oylamaya katılan üyelerin tamamı buna evet dedi, Johnson sıfıra karşı zafer kazandı. Senato'da sadece iki çatlak ses çıktı. ABD'nin Vietnam macerasını şimdiden "McNamara'nın savaşı" diye nitelemeye başlamış bulunan Oregon Senatörü Wayne Morse (Demokrat) ve Ernest Gruening (Demokrat, Alaska) karşı oy kullandılar, skor 88-2 oldu.

Kararname üç ay önceden hazırdı

Tonkin Körfezi'ndeki "saldırılar" üzerine ayağa kalkan milliyetçi duygularıyla bağırlarına bastıkları kararnamenin taslağının, mayıs ayında, yani bütün bu olaylardan yaklaşık üç ay önce hazırlanmış olduğundan Kongre üyelerinin ne kadarı haberdardı? Bilmiyoruz. Haberdar olsalardı ne değişecekti, onu da bilemiyoruz.

1965'te, gerekli yetkiler alındıktan, seçim kazanıldıktan sonra Johnson, Tonkin Körfezi'ndeki "ikinci saldırı" için, "Benim bütün bildiğim, donanmamız açıkta balinalara ateş ediyormuş," diye espri yapabilmişti. Bu esprinin de o sırada kimse üzerinde bir uyarıcı etki yapmadığını biliyoruz ama.

Bir de şunu biliyoruz:

O kararnamenin Kongre'den pürüzsüz geçmesini sağlayan, Tonkin Körfezi'nde Kuzey Vietnamlıların durup dururken Amerikan gemilerine saldırdığına herkesin inandırılabilmesiydi. Hele, hiç vukubulmamış bir "ikinci saldırı"nın bu süreçte belirleyici rol oynadığı açıktı.

"O gün hiçbir şey olmadı"

Şimdi yine yıllar ötesine uzanalım. Savaş bitmiş, Vietnam birleşmiş, bir vakit savaşan taraflar şimdi takım elbiseler içerisinde biraraya gelip el sıkışmaktadır. Dönemin ABD Savunma Bakanı Robert McNamara, Hanoi'de, Vietnamlıların her zaman övündüğü bir şahsiyetle, Dien Bien Phu'da Fransızları perişan eden, sonra da Amerikan ordusunun canına okuyan komutan ve Kuzey vietnam Savunma Bakanı Vo Nguyen Giap'la biraradadır. Tonkin Körfezi olaylarının da lafı edilir. Giap şöyle der McNamara'ya: "4 Ağustos 1964 günü Tonkin Körfezi'nde kesinlikle hiçbir şey olmadı." McNamara itiraz etmez.

Şu işe bakın ki, McNamara Hanoi'de eskiden savaştığı insanlarla görüşürken, Washington'da Vietnam gazileri, tarihçiler ve bilim adamları, Vietnam Gazileri Enstitüsü'nün düzenlediği bir konferansta biraraya gelmişlerdir. Konferansın en önemli konuk konuşmacılarından biri, Johnson hükümetinde görev yaparken dönen dolaplardan fena halde rahatsız olmuş, "Pentagon belgeleri"nin fotokopilerini çekip basına sızdırmış ve bu yüzden yargılanmış bir kişidir: Daniel Ellsberg. (Belgelerin yayımlanması ve Ellsberg'in bu işte kendisine yardım eden Anthony Russo ile birlikte yargılanması, Nixon hükümeti dönemindedir.)

"Evet, yalan söyledi!"

Ellsberg, "hiçbir şeyin olmadığı" o 4 Ağustos 1964 günü Kuzey Vietnamlıların Amerikan gemilerine ikinci bir saldırı yaptığına dair "kesin kanıtlar" bulunduğunu öne sürerek meşhur kararnamenin çıkmasını sağlayan McNamara'dan sözetmektedir: "McNamara 1964'te Kongre'ye yalan söyledi mi? Bu soruya cevap verebilirim. Evet, yalan söyledi ve ben bunu o sırada da biliyordum. O sırada Savunma Bakanlığı'nda uluslararası güvenlik işlerinden sorumlu bakan yardımcısı John McNaughton'ın özel yardımcısıydım. O, McNamara'nın yalan söylediğini biliyordu. McNamara da yalan söylediğini biliyordu. Basitçe yalan söylüyordu. (Dönemin dışişleri bakanı Dean) Rusk ve McNamara Kongre'de yemin etmişlerdi... Kongre, biçimsel bir savaş ilânı olan bir şeye yalan söylenerek yöneltildi... Dönüp o duruma yeniden baktığım zaman gurur duyduğumu söyleyemem."

Tonkin Körfezi'ndeki ilk saldırının "tahrik sonucu olmadığını", üstüne bir de "ikinci saldırı" yapıldığını öne sürerek savaş ilânı yetkisini ele geçiren Johnson hükümetini resmen komplo düzenlemekle suçlayan tek kişi Ellsberg değil elbette. Dönemin dışişleri bakan yardımcısı George Ball'un 1977'de BBC'ye söyledikleri, komplo hatnının bir ucunun Tonkin Körfezi'nde, öteki ucunun Washington'da bulunduğunu ortaya koyuyor: "Savaşla bağlantılı kişilerin çoğu ... bombardımanı başlatmak için vesile arıyordu. Desoto devriyeleri öncelikle provokasyon için düşünülmüştü... Destroyerin başı belâya girerse aranan provokasyon bulunmuş olacağına dair bir his vardı."

"Yanlış yapmıştık"

Görüldüğü gibi, düpedüz haince bir plandı bu. Üstelik, o vakit kimin kimi ne için kandırdığı konusunda bile hâlâ şüpheler var. Baş şaibelilerden McNamara, meselâ, Tonkin Körfezi Kararnamesi'yle ilgili temel sorunun, bu kararla elde edilen yetkinin kötüye kullanılmasını söyledi sonradan. Kongre, başkana "silahlı kuvvet kullanma" yetkisi verirken, bu işin o ana kadar zaten kullanılmakta olan kuvvetlerle sınırlı kalacağını varsaymıştı, dedi. Eğer Vietnam'daki ABD askerlerinin sayısının 16.000'den 550.000'e çıkacağını, Çin'le ve Sovyetler Birliği'yle savaş rizikosu doğuran geniş çaplı piyade harekâtları yürütüleceğini ve ABD'nin gelecek yıllar boyunca Vietnam'da olan bitene giderek daha çok karışmak zorunda kalacağını Kongre bilseymiş, muhakkak her şeyi enine boyuna ele almadan bu kararı onaylamazmış, McNamara'ya göre.

Eski savunma bakanı, 1990'da da, Başkan George Bush Irak'a asker yollayacağında, hiçbir başkanın Kongre'nin onayı olmaksızın yurtdışına asker gönderemeyeceğini söylemişti. Bush Kongre'nin onayını aldı. O zaman McNamara şöyle dedi: "Başkan Bush doğrusunu yaptı. Başkan Johnson ve o dönemde onunla birlikte çalışan bizler yanlış yapmıştık."

Daniel Ellsberg'e göreyse, yapılanlar, "yanlış"ın çok ötesindeydi. 1995 kasımındaki Vietnam Gazileri Enstitüsü Konferansı'nda şöyle diyordu Ellsberg: "1964 yazında farkına varamadığım şey... halkı savaşa sürüklemek ve hile yoluyla seçim kazanmak için kurulmuş bir komploydu... O sırada Kongre kararına karşı çıkan iki kişiden biri olan Senatör Morse bana 1971'de şöyle dedi: '...bütün bu bilgileri bize o zaman, 1964'te vermiş olsaydın... Tonkin Körfezi Kararnamesi komisyondan bile çıkamazdı... Çıksa da Kongre'den geçmezdi.'..."

Buna inanabilir miyiz, bilemiyoruz haliyle, ama yine bildiğimiz birşeyler var: Vietnam'daki Amerikan askeri sayısı, bu kararnamenin çıkışından sonraki bir buçuk yıl içinde 200.000'e, üç yıl içinde 540.000'e ulaşmıştı. Vietnam Savaşı'nda 50.000 Amerikalı öldü, 300.000'i yaralandı. (Farkındaysanız, tepelerine yıllarca bomba yağdırılan, yığınlar halinde öldürülen, köyleri dikenli tellerle çevrilen, toprakları napalmle yakılan, mayınlarla doldurulan, perişan edilen Vietnamlılardan hiç sözetmiyoruz. Asil Kartal'ın asaletine hayranlık duyanlara uyandırma servisi olarak çalışmaya niyetliyiz ya...)

 
"Sebepsiz" değildi, ayrıca zaten yoktu