BÖLÜM
1
"Apocalypse
Now"un sahicisi
Bombalarla roketlerin makarna-pirinç
torbaları ve transistörlü radyolarla birlikte Afganistanlıların
tepesine yağdırıldığı günlerde hepimiz ABD'nin bir parçası
gibi olduk. Hem işin başında ABD olduğu için hem düpedüz
savaş koşullarında bulunduğumuz için hem de şu talihsiz
ülkede, bizim gençlerimizi cepheye yollamayı iş edinmiş
bir medyanın hunharca faaliyetlerine maruz kaldığımız
için, her an, neyin ne olduğunu karıştırma tehlikesiyle
yüzyüzeyiz. Bu nedenle, benzer koşullarda salim kafayla
düşünmemize yarayacak yakın tarih malzemesini pişirip
süsleyip ortaya sürmeye çabalıyorum. Bu defa Amerikan
askerlerinin 1968 yılında Güney Vietnam'ın Quang Ngai
bölgesindeki küçücük My Lai köyünde işledikleri insanlık
suçunu konu edeceğiz. Tabiî bizi en az bunun kadar,
olayın örtbas edilmeye çalışılması da ilgilendiriyor;
onu da konuşacağız. ABD, ordusunu bu işten, sadece bir
teğmeni yargılayarak, onu da üç gün bile hapsetmeyerek
sıyırdı. Ama facianın öğrenilmesini önleyemedi. Burada
tarihin en büyük gazetecilik başarılarından biri var.
Bu kadar korkunç bir olayı konu ederken, tuhaf ama,
yüzümüzü -insanlığın yüzünü, demek istiyorum- ağartacak
durumlarla da karşılaşacağız. TIKLAYIN
BÖLÜM
2
Kahramanlık
böyle bir şey işte
ınip, arkadaşlarının öldürdüğü Vietnamlıları
kurtarmaya çalışan Amerikalı pilot anlatıyor: "...Nereye
baksak ceset doluydu. Çocuklar vardı, 2, 3, 4, 5, yaşlarında;
kadınlar, çok yaşlı adamlar; ama genç erkekler yoktu
aralarında. Genç erkekleri arıyor olmamız gerekiyordu.
Nişancım, 'Silahları nerede bunların?' diye sordu...
Bir hendeğin üstünden geçerken, bir sürü insanın oraya
doluşmuş olduğunu, kıpırdaştıklarını gördük. Aşağı indim
ve bir çavuşa, onları oradan çıkarmak için yardım edip
edemeyeceğini sordum. Yaralılar vardı aralarında. Çavuş
bana onlara yardım etmenin tek yolunun onları ıztıraplarından
kurtarmak olduğunu söyledi. Sanıyorum şok geçirmiştim.
Şaka yapıyor sandım. Tekrar havalandığımızda, ekipbaşım,
'Aman Allahım, hendeğe ateş ediyor!' diye bağırdı..."
TIKLAYIN
BÖLÜM
3
Dışişleri bakanı, yüzbaşıyken...
Şu anda Amerikan dışişleri bakanı olarak
karşımıza çıkan Colin Powell, My Lai katliamından kısa
süre sonra Vietnam'da göreve başlamıştı. Bir erin ihbar
mektubundaki iddiaları araştırması istendiğinde şu sonuca
varmıştı: Şurada burada, kabahati bazı çıbanbaşlarına
ait olan "münferit vakalar" görülüyor olabilirdi gerçi;
ama bunlara hoşgörü gösterilmiyordu, suçlular bulunup
cezalandırılıyordu! Powell yıllar sonra, My Lai'daki
'daki felâketin "trajik fakat anlaşılabilir" olduğunu
söyleyecek, durumu şöyle tasvir edecekti: "Kızılderili
toprağında gibisiniz. Her taraf Vietkong kaynıyor. Oraya
dalınca, karşınıza çıkan herkesle savaşıyorsunuz." TIKLAYIN
BÖLÜM
4
28 subay yerine bir tek sanık!
Ordu soruşturmayı normal prosedür içinde
yürütmeye kalktığında iş kolaydı. Canım, yanlışlıkla
20 kadar sivil ölmüş, deyip geçiştiriyorlardı. Ama bir
erin ihbar mektubunun Kongre üyelerine de ulaşması sonucu
doğru dürüst soruşturma yapılması kaçınılmaz oldu. Soruşturma
sonunda 28 subayın yargılanması gerektiği sonucuna varıldı.
Ama... Amerikan işi Memurin Muhakemat Kanunu uygulamaları
devreye girdi... Sonunda kabak bir teğmenin başına patla...yacakken,
onu da başkan tuttu... TIKLAYIN
BÖLÜM
5
Gazetecilik
diye bir şey var
1969 sonbaharında serbest muhabir olarak
çalışan Hersh'in haberi ülkenin her tarafından çeşitli
gazete ve dergiler tarafından yayımlandıktan dört gün
sonra, Cleveland Plain Dealer, katliamın, ordu fotoğrafçısı
Ron Haeberle tarafından çekilmiş görüntülerini bastı
ve My Lai katliamı, o günleri yaşayanların zihnine bir
daha çıkmamak üzere kazındı. Gazetecilik, gazetecilik
gibi yapıldığında insanlığa büyük hayrı dokunur. Hernekadar
şu anda Türkiye'de mâlûm medya ile karşı karşıya bulunan
bizlerin buna inanması pek kolay değilse de. TIKLAYIN
|