|
Gazetecilik
diye bir şey var
| |
 |
| |
My
Lai katliamını dünyaya duyuran Seymour Hersh |
Gerçi 1960'ların sonlarına yaklaşıldığında
ABD'de savaşa karşı muhalefet ciddî boyutlara ulaşmıştı
ve basın da bu dalgadan payına düşeni alıyordu. Ama
genel olarak My Lai katliamına kadar, Amerikan basını
Vietnam Savaşı'yla ilgili haberlerinde askerî komuta
heyetine muazzam pürüzler çıkarmıyordu. 1969 sonbaharında
katliam haberinin ortaya çıkışı çok şeyi değiştirdi.
Hem basının tutumu daha eleştirel oldu hem de askerler
gazetecileri "olay yeri"nden olabildiğince
uzak tutmak gerektiğini düşünmeye başladılar.
Dünya, ABD ordusunun My Lai vahşetini
Amerikalı bir gazeteci sayesinde öğrendi: Seymour Hersh.
1969 sonbaharında serbest muhabir olarak
çalışan Hersh'in haberi ülkenin her tarafından çeşitli
gazete ve dergiler tarafından yayımlandıktan dört gün
sonra, Cleveland Plain Dealer, katliamın, ordu fotoğrafçısı
Ron Haeberle tarafından çekilmiş görüntülerini bastı
ve My Lai katliamı, o günleri yaşayanların zihnine bir
daha çıkmamak üzere kazındı.
Hersh'in ilk haberinin ve fotoğrafların
yayımlanmasının ardından, ihbar mektubuyla asıl soruşturmanın
açılmasını sağlayan eski asker Ridenhour gazeteciyi
aradı, o da başta Amerika, dünyayı sarsan hikâyenin
ayrıntılarını böylelikle tamamlayabildi.
Savaşın ne olduğunu
bilmek...
Seymour Hersh, 1960'larda Associated
Press adına Pentagon muhabiri olarak çalışıyordu. Savaşa
karşı çıkan başkan adayı Eugene McCarthy'nin basın danışmanlığını
yapmak üzere bu görevinden ayrıldı. 1969'da Pentagon
hakkında bir kitap üstünde çalışırken, Vietnam gazilerinin
avukatlığını yapan bir adam bürosuna gelip onun kulağına
şunu fısıldamıştı: Ordu, 75 sivili öldürmekle suçlanan
bir subayı yargılayacaktı.
Hersh bunu duyar duymaz niye ciddiye
aldığını tam açıklayamadı sonradan. Galiba sağduyu ve
tecrübe sözkonusuydu. 1992'de meslektaşlarıyla görüşürken,
"Savaş hakkında yeterince bilgim vardı, bunu mantıksız
bulmayacak kadar," demişti Seymour Hersh.
"Bulaşma
bu işe!"
Gazeteci, fısıltı yoluyla gelen ilk
ihbardan sonra biraz araştırdı ve meselenin Teğmen Calley
diye biriyle ilgili olduğunu öğrenebildi. Ordu içinden
birilerine sordu. Hep şu cevabı aldı: "Bulaşma
bu işe, kafanı çevir!"
Hersh, bir gün başka bir iş için gittiği
Pentagon'da, önceden tanıdığı bir albaya rastladı. Albay,
Vietnam'da yaralanmış, generalliğe yükselmişti. "Şu
Calley meselesi nedir?" diye ona da sordu Hersh.
Ve şu cevabı aldı: "ılişme ona."
Hersh tanıdığı bir Kongre üyesine de
gidip Calley meselesini sordu. Adam konuyu biliyordu.
Gazeteciye, "Yazma onu," dedi. "Orduyu
mahveder bu iş."
Hersh bunun üzerine daha da sıkı eşelemeye
koyuldu ve katliam sanığı Teğmen Calley'in avukatına
ulaştı. Avukat George Latimer, bir emekli askerî hâkimdi
ve Salt Lake City'de çalışıyordu. Hersh onu aradı ve,
"Sizinle Calley konusunu görüşmek istiyorum,"
dedi. "Yarın Kaliforniya'ya gidiyorum. Uçağım Salt
Lake'de bir süre bekleyecek. Uğrasam olur mu?"
Latimer "valla bilmem ki"
yollu bir cevap verdi.
Orada, masanın üstündeydi...
Hersh, avukatın hâkimlik yaparken yeraldığı
birkaç davayla ilgili dosyalara baktı, onunla buluştuğunda
bir süre bunlardan sözetti, uzun uzun konuştular. Buzlar
eridikten sonra bir ara Calley'in avukatı, müvekkili
hakkında gazeteciye şöyle dedi: "150 kişiyi öldürdüğünü
söylüyorlar."
Hersh, o ana kadar 75 sivilin öldürüldüğünü
duymuştu. Şimdi rakam 150 olmuştu. Eski askerî hâkim,
şimdi avukat Latimer, "Washington'dakilere"
kızıyordu. "Bak şuraya!" diyerek bir dosya
açtı, Hersh'in önüne koydu. Burada, Teğmen William Calley'in
"111 Doğulu insanı öldürmekle" suçlandığı
yazılıydı.
1992'de gazetecilerle görüşürken, "Bu
hiç aklımdan çıkmadı," demişti Hersh. "Sanki
10 tane Doğulu bir Kafkasyalıya, 12 Doğulu bir Siyah'a
eşti. Ne demek, anlayamıyordum. Pek hoştu..."
Gazeteci dosyayı gördükten sonra da
şansı yâver gitmişti. Avukat, özür dileyerek, bir telefon
görüşmesi için konuğundan izin almış ve bütün belgeleri
masanın üstünde bırakıp çıkmıştı. Hersh, masanın öbür
tarafından oturduğu için kağıtları tersten görüyordu.
Yine de baştan sona okumuş, sonra da gidip hikâyesini
yazmıştı. Haberi 30-40 gazete ve dergiye sattı. 1970'te
bu haberiyle Pulitzer Ödülü aldı.
Onun sayesinde hepimiz, başta özgürlük,
neredeyse bütün modern insanî değerleri temsil ettiğini
ileri süren Amerikalıların da iş vahşete gelince kimseden
geri kalmadığını öğrendik. My Lai'da ölenlerin sayısı,
Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yapılan saldırılarda
ölenlerin yaklaşık onda biri kadardı.
My Lai katliamı, uzun yıllar, insanlığın
karşısında bir ibret kaynağı olarak durdu. Naklen yayınlı,
bilgisayar oyunu tarzı savaşlar döneminde unutuldu.
Sanki tam da şimdi yeniden hatırlasak iyi olacak...
size de öyle mi görünüyor?
| |
B
İ T T İ
My
Lai Katliamı dizisi burada bitiyor. İlk bölüme
dönmek isterseniz link hemen aşağıda.
|
|
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
*
Bobbi Nodell, "My Lai Remembered", MSNBC
*
"How the world learned of My Lai", MSNBC
*
"Special Report - My Lai: the cover-up", BBC
NEWS
*
"My Lai: the whitewash", BBC NEWS
* "Pilot's black account of massacre. Thompson landed
during carnage and saved lives", MSNBC.
*
Tom Ashworth / Ted Sampley, "Colin Powell: Not
the Man You Think", U.S. Veteran Dispatch, October/November1995
*
Russ Kick, "Colin Powell: Don't ask about My Lai,
don't tell about Iran-Contra", Disinformation
o
Charles Lane, "The Legend of Colin Powell",
The New Republic
|