Dışişleri bakanı, yüzbaşıyken

 

 
Katliamı örtbas etmeye çalışan
Colin Powell
Colin Powell 1968-69'da Vietnam'da görevliydi. Chu Lai'deki Americal tümeninde, G-3 operasyonlarının komuta heyetinde başkan yardımcısıydı. Kim mi bu, babamızın oğlu gibi sözettiğimiz adam?  

Körfez Savaşı sırasında görüp, "Aa, ABD'nin genelkurmay başkanı bir siyah mıymış!" diye şaşırdığınız, şimdi de Dabılyu Bush'un dışişleri bakanı olan zat.

Kendisi Vietnam'a gönderildiğinde katıldığı birlik, iç organizasyonu bakımından epeyce karışık bir halde bulunan Americal (hayır, dizgi yanlışı yok; "America" veya "American" değil, "Americal") tümeniydi. Parlak geçmişi fark edildiğinde, henüz yüzbaşı olmasına rağmen, rütbesine göre yüksek bir göreve tayin edilmişti.

Powell, bu sırada, askerlerin kendi aralarında taktığı isimle "Kasap Tugayı" diye bilinen 11. Hafif Piyade Tugayı'ndan Tom Glen'in Vietnam'daki Amerikan kuvvetlerinin komutanı General Creighton Abrams'a yazdığı bir mektupla ilgilenmek zorunda kalmıştı. Glen, 1968 kasımında, ABD'ye dönmeden kısa süre önce yazdığı mektupta özel bir olaydan sözetmiyordu, ama sivillerin ve esirlerin işkenceden geçirildiğini, öldürüldüğünü ileri sürüyordu. Er Glen, komutanına şunu soruyordu: Vietnamlılar, "sırf zevkine, evlerini gelişigüzel tarayan, hiçbir tahrik veya geçerli bir neden olmaksızın insanların üstüne ateş eden" Amerikalıları görür görmez kaçmaya başlıyorlardı; ABD ordusu, bu vaziyette, onların kalbini nasıl kazanabilir, düşüncelerini nasıl değiştirebilirdi? Bu tür eylemler, Glen'e göre, "bütün birliğin her düzeydeki katılımıyla yapılıyor ve bu yüzden, ordunun saptanmış politikası olarak görülüyordu".

Mektubun bir kopyası, ordunun çeşitli kademelerinden geçerek, 9 Aralık 1968'de, Americal tümeninin komuta heyetindeki Yüzbaşı Colin Luther Powell'a iletildi ve konuyu araştırması, rapor vermesi istendi. 1968 haziranında, yani My Lai katliamından iki buçuk ay sonra Vietnam'a, Chu Lai'daki Americal tümeni karargâhına gelmiş bulunan ve katliamla herhangi bir ilişkisi bulunmayan Powell, üç gün içinde, mektupta ortaya atılan iddiaları araştırmak ve Glen'e verilecek cevabı hazırlamakla görevlendirildi.

Mektubun kendisine ulaştırılmasından birkaç gün sonra, 13 Aralık 1968'de, Powell, üstü olan generale verdiği raporda şöyle dedi: bu genç asker yeterince ayrıntı vermemiş, somut veri az, açılacak bir soruşturmaya zemin oluşturmaya yeterli değil bunlar.

Bu fazlasıyla ilginçti, çünkü Glen o sırada Vietnam'daydı, kaldı ki, ülkesine dönmüş olsa bile bulunup görüşülebilirdi, ama Powell ihbar sahibiyle konuşup eldeki bilgiyi artırmayı denemedi bile. "Bu bilgi az, soruşturma açılamaz," deyip geçti.

Glen'i bulup işin aslını öğrenmek yerine, Glen'in komutanıyla görüştü ve ondan, bu askerin artçı birliklerde görev yaptığını, düşmanların esir alınışını ve hele onlara işkence yapılmasını izlemiş olamayacağını öğrendi. Bu da yanlıştı, bizzat Glen'in sonradan, The New Republic dergisinde Colin Powell üzerine uzun bir makale yazan Charles Lane'e söylediği üzre. Glen, bu konuda bilinmesi gereken her şeyi bilen bir askerdi. My Lai'da Teğmen Calley'in adamları Vietnamlıları çoluk çocuk dinlemeden katlettiği gün, Glen'in bağlı bulunduğu birlik de My Khe'de ayrı bir katliam yapmış, 90 kişiyi öldürmüştü.

"Münferit vakalar"...

Geleceğin Afro-Amerikalı genelkurmay başkanı ve şimdinin dışişleri bakanı, politikada istikbalinin parlak olduğunu o zamandan gösterdi. Üstlerini memnun edecek sonuca varması zor olmadı: Er Glen'in iddiaları asılsızdı. Şurada burada, kabahati bazı çıbanbaşlarına ait olan "münferit vakalar" görülüyor olabilirdi gerçi; ama bunlara hoşgörü gösterilmiyordu, suçlular bulunup cezalandırılıyordu! Powell'in sözleriyle, "Amerikal tümeninin askerleriyle Vietnamlılar arasındaki ilişkiler mükemmel"di.

Bize ne kadar tanıdık geliyor, değil mi?

Americal tümeninden bir generalin imzasıyla, er Glen'e bir cevabî mektup yazıldı. Oldu bitti...

...sanıldı.

Ancak Powell ve onun gibilerin bütün örtbas etme gayretleri işe yaramadı, bir yıl kadar sonra bütün dünya My Lai katliamından haberdar oldu. Sözkonusu "ilişkiler"in de ne bakımdan mükemmel olduğu anlaşıldı.

Bu "ilişkiyi" daha da rahatlatmak için Amerikalılar "ceset sayımı" yaparken, Vietkongluları "v.c." (Viet Cong), "masum sivil"leri "inciv" (Innocent Civilians) olarak geçiriyorlardı kayıtlara. Aradaki fark, bir-iki harfle iki noktadan ibaretti zaten. Çoğu zaman da, sivillerin "v.c." olarak kaydedilmesi yoluyla, hunharca operasyonlar askerî başarılara dönüştürülebiliyordu. Powell'in planlamasına bizzat katıldığı ve daha sonra ödüllendirildiği dört aylık Vernon Lake harekâtında, meselâ, 23 Amerikalı ölmüş, buna karşılık bunun on katı kadar "v.c." cesedi sayılmış, 104 "inciv" de arada kaynamıştı. Bunlardan kaçının "v.c." olarak gösterildiğini bilmek mümkün değil tabiî. Belki My Lai örneğine bakılarak bulunabilir...

Çünkü My Lai katliamı da bu mantık ve yöntem yüzünden günlük askerî tutanaklara bir "zafer" olarak geçmişti. E, sayıyordun cesetleri, 100 küsur... 100 küsur "v.c." bertaraf edilmiş. Az şey mi? Tabiî şu da merak konusudur: Hazır 504 ceset varken, hepsini niye yazmadılar acaba? Yanlarına birer "v.c." ibaresi koymak yetebilirdi.

Ama 504 ceset, muazzam bir başarı anlamına gelecek ve ister istemez dikkat çekecekti. Yapılan işin kirliliğinin suçlular da farkındaydı, "zaferi" büyütmediler.

"Kızılderili toprağı"

"ılişki" meselesine gelince; Powell samimi değildi tabiî. 25 yıl sonra bir gazeteciyle görüşürken, My Lai'daki felâketin "trajik fakat anlaşılabilir" olduğunu söyleyecek, durumu şöyle tasvir edecekti: "Kızılderili toprağında gibisiniz. Her taraf Vietkong kaynıyor. Oraya dalınca, karşınıza çıkan herkesle savaşıyorsunuz."

Yani neymiş? "ılişkiler" aslında pek o kadar mükemmel değilmiş... Biz olayları izleyelim.

Katliamdan yaklaşık bir yıl sonra, yüksek düzeyde ordu müfettişleri Americal tümeni karargâhına geldiler; 13-14 Nisan 1969'da. Albay Howard K. Whitaker, Washington'dan aldığı emir üzerine ziyaret ediyordu karargâhı. Glen'in mektubu sessizce tesirsiz hale getirilmişti, ama bu sefer de ortada Ronald Ridenhour'un mektubu diye bir belâ vardı.

Ridenhour da Vietnam'da, bol Vietkonglu Quang Ngai bölgesinde görev yapıp terhis olmuş bir erdi. Charlie bölüğünden askerlerle bira içerken, katliamın hikâyesini öğrenmişti. Katliamcılar, marifetlerini ballandıra ballandıra anlatmışlardı. Ridenhour çok sarsılmış ve iş edinip takımdaki öbür askerlerle de konuşmuş, olay hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmuştu.

Terhis edilip ABD'ye döndüğünde, oturdu her şeyi yazdı ve 29 Mart 1969'da, Washington'da öndegelen 30 insana postaladı. Mektubunun sonuna da Winston Churchill'in ünlü sözünü iliştirdi: "Vicdanı olmayan bir ülkenin ruhu da yoktur, ruhu olmayan ülke de yaşayamaz."

Er Ridenhour, er Glen'den daha uyanık çıkmış, ihbarı sadece ordu yetkililerine iletmekle yetinmemiş, Kongre'den kişilere de ulaştırmıştı.

Vietnam'daki Yüzbaşı Powell'ın o sırada bu mektuptan haberi yoktu. Gelen müfettişlerin talebi üzerine, birliğin günlük kayıtlarını tarayıp, "olağandışı bir olay veya büyük can kaybıyla bağlantılı bir tutanak" aramak zorunda kaldı. Sonradan anlattığına göre, niye, diye sormuş, müfettişler cevap vermemişlerdi. O aradı mecburen. Ve bir kayıt buldu. My Lai yöresinde "ceset sayımı" sonucunun çok yüksek çıktığı bir operasyonun kaydını... Müfettişlerin teybine okudu gerekli bilgileri.

1969 kasımında, My Lai katliamı yüz kızartıcı bir skandal olarak patlayana kadar, Yüzbaşı Powell ne askerlerin kendi aralarında bira içerken konuştuklarından haberdar oldu ne de bu konuda herhangi bir şüpheye kapıldı.

"Katliam olsa sadece 128 kişi mi ölür?"

Müfettişlik yapsın diye oraya gönderilmiş Albay Whitaker de anlaşılan öyle her şeyden şüphelenen bir asker değildi. Aksine, bir an önce tatmin olmak istiyor olmalıydı. Çünkü, Powell'ın bulduğu verilere baktı, 128 kişinin öldürülmüş olduğunu gördü, bunun, Ron Ridenhour'un "My Lai'de katliam yapıldı" iddiasına haklılık kazandıramayacak bir rakam olduğuna hükmetti. Bütün o iddia edilen işler yapılmış olsa sadece 128 kişi mi -ya da "v.c." mi "inciv" mi olduğu belirsiz 128 yaratık mı- ölmüş olurdu? İddialar "aşırı abartılı"ydı. Whitaker 17 Nisan 1969'da raporuna böyle yazdı.

Neyse ki bütün bunlardan tatmin olmayan bir insan daha vardı gerekli yerde. Washington'daki ordu müfettişlerinden Albay William Wilson, Ridenhour'un mektubunu sahiden ciddiye almıştı. Katliama tanık olup da sonradan terhis olup ABD'ye dönmüş kim varsa bulmaya çalıştı. Albay Whitaker Chu Lai'ye gittiğinde bunlardan hiçbirini bulamamıştı haliyle. Aradıysa tabiî; bilmiyoruz. Ama Albay Wilson aradı, buldu ve konuştu.

1969 sonbaharında ABD'de zaten savaşa karşı protesto dalgası almış yürümüştü. Powell, soradan gazeteci Bob Woodward'a söylediğine göre, protesto gösterilerine baktıkça, "ihanet ve alçaklık" görüyordu. İşte My Lai katliamı haberi böyle bir ortamın ortasına bomba gibi düştü. Katledilmiş kadınların, çocukların görüntüleri ortaya çıktı ve askerlere doğru savrulan onca hakarete bir de "bebek katilleri" yaftası eklendi. Subaylar görevlerinden istifa etmeye başlayacaklar, hattâ bir kısmı protestoculara katılacaktı.

Bunların olması için, General Peers'in My Lai katliamı hakkında doğru dürüst bir rapor hazırlaması gerekecekti.

 
28 subay adına tek sanık