Sağ kalanlara "Sus!" emri verildi

 

USS Liberty "davası" ile ilgilendiğimi gören bir okur -kendisine danışmadığım için adını vermiyorum, teşekkürlerimi sunuyorum-, Washington Report On Middle East Affairs'deki bir yazıya dikkatimi çekti. Derginin aralık 1999 sayısında yeralan yazı, 1976'da emekli olmadan önce ABD'nin Suudi Arabistan büyükelçisi olarak da görev yapan James E. Akins imzasını taşıyor. Yazı aslında Akins'in Washington Filistin Politikası Araştırma Merkezi'nde yaptığı bir konuşmanın derlenmiş metni.

(Washington Report'un internet sitesinde yazının tamamı yeralıyor: TIKLAYIN.) Yazının önemi, "32 yıllık bir gözden geçirme" niteliği taşımasında. Ve tabiî bize yeni bilgiler vermesinde. Yine toparlayarak aktaracağım.

Saldırıya ilişkin ayrıntılar

1967 Mayıs'ında, İsrail ile Mısır arasındaki gerilim tırmandığında, o sırada Abican'da bulunan Liberty, Doğu Akdeniz'e gitme emrini alır. 5 Haziran'da, İsrail Mısır'a saldırıp bu devletin hava gücünü büyük ölçüde tahrip ettiğinde, Liberty bölgeye varmıştır. Geminin komutanı William McGonagle, 6. Filo komuta merkezinden Amiral Martin'den, Liberty'nin yanına bir destroyer göndermesini istemiştir. Çünkü asıl görevi istihbarat olan Liberty, saldırıya uğrarsa kendini savunabilecek şekilde donatılmamıştır.

6 Haziran günü, Amiral Martin şöyle cevap verir: "Liberty, uluslararası sularda seyreden, kimliği açıkça belirli bir Amerikan gemisidir, çatışmaya herhangi bir şekilde katılmamaktadır ve herhangi bir ulusun ona saldırması için herhangi bir mâkûl sebep yoktur. İsteğiniz reddedilmiştir." Amiral yine de, her şeye rağmen hiç beklenmedik bir durum olur ve gemi saldırıya uğrarsa, 6. Filo uçaklarının 10 dakika içinde Liberty'nin üzerine ulaşacağını belirtir.

7 Haziran akşamı, Liberty Gazze'nin 13 mil açığındayken, Washington, 6. Filo komutanlığına bir mesaj gönderir ve Liberty'nin fazla göze batmış olabileceğini belirtip geminin kıyıdan 20 mil açığa çekilmesini emreder. Mesajın bir kopyası da Liberty'ye gönderilecektir, fakat bu kopya yanlışlıkla Filipinler'e gider, Liberty'ye ulaşmaz. Hemen ardından, Washington 20 mili de az bularak geminin 100 mil açığa çekilmesini emreder. Ama bu mesajın Liberty'ye ulaşması gereken kopyası da Liberty yerine Filipinler'e gider. Gemi önceki mesajları aldığını teyit etmediği için, bu sefer doğrudan Liberty'ye mesaj gönderilir. Ne yazık ki, bu da "çok gizli" koduyla yollanmıştır, gemi onu da alamaz. Böylece gemi Gazze yakınındaki rotasında kalır. Ama her zaman uluslararası sularda bulunmuştur.

Sabah saat 09.00'da bir uçak geminin üstünde uçar. Ama üzerinde hiçbir işaret yoktur. Geçer ve Gazze kıyısına döner. Saat 10.00'da, delta kanatlı iki jet daha gelir. Geminin o kadar yakınından geçerler ki, Liberty'deki subaylar dürbünlerle, uçaklardaki roketleri sayabilir, pilotları görebilirler. Geminin etrafında üç tur atan uçakların pilotlarının gemideki işaretleri ve Amerikan bayrağını görmeleri tabiî ki hiç zor değildir. 10.30'da bir nakliye uçağı ağır ağır geminin üstünden bir tur atar. Geminin kimliğinin tesbit edildiğine dair bir işaret sayılır bu. Aynı uçak 11.00 ve 11.30'da turlarını tekrarlar.

Saat 14.00'te iki Mirage birden saldırıya geçtiğinde, gemi ağır ağır seyretmektedir. Hiçbir işaret taşımadıkları halde jetlerin İsrail'e ait olduğu kabul edilir, çünkü Araplarda Mirage yoktur. Gemidekiler savunmaya geçmeyi düşünmezler haliyle. Belki de geminin silahları zaten çok yetersiz olduğundan böyle davranmaları daha isabetli olmuştur. İki jet de gemiye saldırır, hasar verir.

Komutan McGonagle, deniz harekât komutanlığına hemen mesaj gönderir: "Kimliği tesbit edilemeyen jetlerin saldırısına uğradık, acil yardım istiyoruz." Bu ilk saldırıda kötü bir yara alan James Ennis, (size yazılarını daha önce aktardığım, Liberty saldırısı konusunda kitap da yazan, o sırada genç bir teğmen olan istihbaratçı subay - ük) bu sırada bir denizaltının kendilerini izlediğini, saldırıyı görüntülediğini söylemektedir. O da bunu sözkonusu denizaltı personelinden bir denizciden öğrenmiş ve hakikati bilebilecek konumdaki üç ayrı kişiye doğrulatmıştır. (Dizinin önceki bölümlerini okuduysanız bu ayrıntıyı ve öyküyü hatırlıyorsunuzdur. -ük)

Jetlerin saldırısı beş dakika sürer ve sona erer. Birkaç dakika sonra, yine hiçbir işaret taşımayan üç Super-Mystere uçağı belirir ve gelip gemiye napalm ve düzinelerce roket atarlar. Yine kısa bir ara olur ve sonra yine iki Mirage gelip saldırırlar. Bunların hepsi 22 dakika sürer.

Gemidekiler 6. Filo ile irtibat kurmak için uğraşırlar bu sırada. Ancak jet pilotları Liberty'nin kullandığı telsiz frekanslarını bilmektedir ve bunları bloke ederler. Sadece roketlerini ateşledikleri sırada frekans açılır. Bu birkaç saniye içinde telsizci bağlantı kurmayı başarır. Liberty'nin imdat çağrısını ilk alan, uçak gemisi Saratoga'dır. On iki F-14 Phantom uçağı ve dört tanker uçağına Liberty'yi savunmak için kalk emri verilir. 6. Filo amiral gemisi Little Rock'a da mesajlar ulaşmıştır ve gönderilecek yardımdan Liberty de haberdar edilir.

Yardım hiçbir zaman gelmez. Yardıma giden on iki uçak henüz gönderilmiştir ki, Washington ile temas kurulur. Savunma Bakanı McNamara bizzat telsiz başına gelir ve, "6. Filo'ya söyleyin, o uçakları derhal geri çağırsın," der. Mesaj yerine ulaşır, uçaklar geri çağırılır. Daha sonra Beyaz Saray, Pentagon aracılığıyla, İsraillilerin yaptıkları "yanlış"ın farkında olduklarını, saldırıyı durdurduklarını, gemiye yardım edeceklerini bildirir.

(Daha önce, iki ayrı seferde birer uçağa kalk emri verildiğini öğrenmiştik, galiba buradaki versiyon daha mantıklı. Ancak önce keşif için bir uçak göndermeye mi kalktılar, sonra, saldırıdan emin olunca mı işi büyüttüler, bunları bilemiyoruz. Ama burada bizi ilgilendiren, tabiî, yardımın gönderilmeyişi. -ük)

Dokuz kişi ölmüş, 60 kişi yaralanmıştır. Ama iş bununla kalmaz.

Kurtarma botlarının çoğu önceki saldırıda harap olmuştur, ancak gemide üç de kurtarma salı vardır. İsrail hücumbotları doğrudan bunlara da saldırır ve ikisini tahrip eder -bu başlıbaşına bir savaş suçudur-, üçüncüsünü ele geçirir. İsrailliler geminin su kesimi hizasına torpil de atar, gemiyi batırma niyetlerini açıkça gösterir şekilde toplarını da ateşler, katliam devam eder. 34 Amerikalı ölür, 171'i yaralanır.

İki saati aşkın süren saldırı sonunda (daha önce bilgiler aktardığım bütün kaynaklar saldırının bir saat onbeş dakika sürdüğünde birleşiyordu -ük) geminin batmayacağını anlayan İsrailliler, sağ kalanlara yardım önerirler, ama onlar bunu kabul etmez.

Liberty Malta'ya çekilir. Geminin gövdesinde 821 roket ve 3.000 mermi izi tesbit edilir.

Al Kuseyr, bayrak ve telsiz frekansları meseleleri

İsrailliler gemiyi Mısır gemisi Al Kuseyr ile karıştırdıklarını öne sürerler, fakat iki gemi birbirine hiç benzememektedir. (Al Kuseyr -Liberty karşılaştırmasının ayrıntılarını daha önce aktarmıştım, burada tekrarlamıyorum. -ük) Amerikan gemisinin 1,5 x 2,5 metrelik bayrağı ilk saldırıda tahrip olmuştur, ama yerine hemen 3 x 5 metre boyundaki tören bayrağı çekilmiş ve saldırı boyunca yerinde kalmıştır. İsrailliler geminin kullandığı telsiz frekanslarını nereden bildiklerini ve niçin bloke ettiklerini hiçbir zaman açıklayamamışlardır. Mısırlıların kullandığı frekanslar tabiî ki farklıdır. İsrailliler uçaklarında niçin hiçbir işaret bulunmadığına dair de herhangi bir açıklama yapamamışlardır.

"Bana anlatın, kimseye tek laf etmeyin!"

Amiral Isaac Kidd, Malta'da, Liberty'nin sağ kalan personelini gruplar halinde karşısına alıp hepsiyle görüşmüştür. Her defasında üniformasındaki yıldızları çıkarmış ve, "Şimdi erkek erkeğe konuşuyoruz, olan bitenin hepsini anlatın," demiştir. Ama onlara olayı anlattırdıktan sonra yıldızlarını tekrar takmış ve, "Şimdi resmî olarak konuşuyorum; bunlar hakkında, hiçbir zaman, tekrar ediyorum, hiçbir zaman hiç kimseyle, eşlerinizle bile konuşmayacaksınız. Konuşursanız, askerî mahkemeye çıkar ve ömrünüzün gerikalanını hapiste geçirirsiniz - daha kötüsü de olabilir," diye konuşmuştur.

Yıllar boyunca, sağ kalanların çoğu sahiden susmuştur. Şimdi, ulaşabileceklerinizin çoğu konuşmaktadır.

George Ball'un ileri sürdükleri

George Ball, John F. Kennedy ve Lyndon Johnson dönemlerinde dışişleri bakan yardımcısı olarak görev yapmıştır. Ball'un, ABD'nin Vietnam'da yaptığı hataları açıkça gördüğü ve bir an önce oradan çekilmeyi önerdiği bilinmektedir. Bundan daha az bilinen bir şey, onun, ABD'nin Ortadoğu'da İsrail'in bütün eylemlerini desteklemesinin Amerikan çıkarlarına ve dış politika hedeflerine zarar verdiğine ilişkin görüşüdür. Ball, eğer İsrailliler kendisini veto etmese Jimmy Carter tarafından dışişleri bakanı yapılacağından emindir.

Ball, 1992'de yazdığı kitabın daha adında, ABD'nin İsrail'e "tutkulu bağlılığından" sözetmiştir. ABD'nin İsrail ile ilişkilerini konu alan kitap, büyük medya tarafından yok sayılmış, kitap değerlendirme ve eleştiri yazılarında sözü edilmemiş, Ball ile kitabı üstüne hiçbir görüşme yapılmamıştır.

1967'de dışişleri bakanlığında üst düzey görevli olan Ball bu kitapta, ateşkesten önce Golan'ı ele geçirmek isteyen İsrail'in, Liberty'nin edineceği istihbaratın bu planına engel olmasından korkup vahşice ve kesin bir çözüme gittiğini ileri sürmüştür. Ball, Liberty'nin varlığından ve işlevinden İsrail yöneticileri haberdardı, demektedir. Ayrıca, ABD hükümetinin olayı nasıl örtbas etmeye çalıştığından, mürettebatı nasıl susturduğundan sözetmektedir.

Herhangi bir üst düzey ABD yöneticisinin, İsraillilerin Liberty'ye ne yaptığını bilmemesine ya da bunun sahiden masumane bir yanlış olduğuna inanması mümkün müdür? O sırada ABD yönetiminde yeralıp da gerçekleri bilmeyen tek kişi yoktur.

Pilot gemiyi tanıdı, yine de "Saldır!" emri aldı

İsrail Golan'a saldırdığı sırada Lübnan büyükelçisi olan Dwight Porter, 1991'ın sonlarına doğru, gazeteci Rowland Ewans'a, saldırıdan hemen sonra CIA istasyon şefinin kendisine deşifre edilmiş İsrail mesajlarını gösterdiğini anlatmıştır. Bunlara göre İsrailli pilotlara Liberty'ye saldırma emri İsrail Savunma Bakanlığı tarafından verilmiş, pilotlardan biri, geminin Amerikan gemisi olduğunu bildirmiş, buna karşılık kendisine şu emir tekrarlanmıştır: "Gemiye saldırın!" Pilot mevzuu hâlâ kavramamış bulunduğundan, Amerikan bayrağını gördüğünü bildirmiş, bu sefer "Saldır!" emrine ilâveten bir de azar işitmiştir. Ve bugün bildiğimiz gibi, emri yerine getirmiştir. Bu gerçekler 6 Kasım 1991'de yayımlanmıştır.

Gazeteci Evans, ayrıca Amerika doğumlu bir İsrailli albaydan da çeşitli bilgiler almıştır. Albay Seth Mintz, saldırı sırasında Tel Aviv'deki savaş merkezindedir. Şöyle demiştir Mintz: "Herkes onun bir Amerikan gemisi olduğunu ve Liberty olduğunu hissediyordu... geminin üstündeki işaretlere, bayrağına dair yorumlar yapılıyordu. Odadaki herkes onun Amerikan gemisi olduğuna inanıyordu." Mintz, İsrail'in "zulüm yaptığını, suçlu olduğunu" söylemişti gazeteciye. ABD'nin olayı örtbas etmesi de şüphesiz buna eşdeğer bir zulümdür. Saldırıyı gerçekleştiren pilotlardan birinin Amerikan vatandaşı olduğuna dair raporlar bile vardır, ancak bunların kaydına rastlanamamıştır.

Akins yazısının uzunca bir bölümünü İsrail'in savaş sırasında çevirdiği çeşitli dolaplara ayırmış, Golan'ın ele geçirilmesinde uygulanan taktikler, söylenen yalanlar, İsrailli yetkililerin ABD'yi nelere nasıl zorladıkları gibi konulara girmiş. İşin siyaset ve diplomasi faslıyla dikkati dağıtmamak için bunları geçiyorum. Liberty meselesine dönüldükten sonraki kısımla devam ediyorum.

Hayatî sorular

Son olarak, hepimizin cevaplarını almaktan çok mutlu olacağı hayatî sorulara gelelim.

Liberty'ye yapılan saldırıdan kimlerin haberi vardı ve ne zaman haberleri oldu?

Gemidekiler saldırıyı hemen bildirdiler ve mesaj 15 dakika sonra başkanın masasındaydı - muhtemelen 15 dakika da sürmemiştir. Yani başkan biliyordu. Yani Beyaz Saray'dan Walt Rostow ve McGeorge Bundy de biliyorlardı. Savunma Bakanı Robert McNamara da biliyordu. Ordunun üst düzey komutanlarından bir bölümü de biliyordu.

Olayla doğrudan ilişkisi olmayan Amiral Thomas Moorer, olaydan haberdar olan ve İsrail'in yaptığı işin nasıl bir skandal olduğundan ve Amerikalıların herhangi bir karşılık vermeyişinin nasıl daha büyük bir skandal olduğundan sözeden insanlarla karşılaşmıştı. Akdeniz'in ortasından, saldırıya uğrayan Liberty'ye yardım için hemen uçaklar gönderilmişti; bunlar niye durduruldu ve geri çağırıldı? Gemi yoğun saldırı altındayken uçakların geri dönmesi emrini kim verdi?

Eğer uçaklar yerine ulaşsaydı, ikinci ve üçüncü İsrail saldırılarında ölen 25 kişi ve yaralanan 110 kişi kurtarılabilirdi. Ve Amerikan tarihindeki en utanç verici olaylardan biri için niye hiçbir zaman doğru dürüst bir Kongre soruşturması açılmadı?

Cevap kısa ve basit: olguları bilenler veya bunlara ulaşabilecek olanlar, soruşturmadan bahsetmekten veya soruşturma talep etmekten korkuyorlar. Bu hem Kongre hem Beyaz Saray için geçerli. Ve olay Amerikan halkı tarafından pek az bilindiğinden, hiçbir zaman, ortadaki soruların cevapları verilsin, sorumlular cezalandırılsın veya en azından kimlerse açıklansın, diye güçlü bir talep gelmedi.

İsrail lobisi

Washington'da biri, önüne arkasına hiçbir sıfat takmadan sadece "lobi"den ("The Lobby") bahsederse, onun AIPAC'ı kastettiği hemen tahmin edilir. AIPAC, American Israel Public Affairs Committee'dir. Belki bazıları AARP'nin daha da güçlü olduğunu söylerler, ama onun etkisi her zaman o kadar belirleyici değildir. NRA'yı, güçlü silah lobisini de bir yana bırakabiliriz. AIPAC ile karşılaştırılabilecek ikinci bir güç yoktur.

Watergate ertesinde, Kongre seçim kampanyalarına ilişkin düzenlemeler yaptı ve politik eylem komitelerinin (PAC) her seçimde bir adaya 5000 dolar aktarabileceğini karara bağladı. Güzel. İyi bir başlangıçtı. Ancak, bunun hemen ardından, birbirinden bağımsız 120 politik eylem komitesi oluştu ülkenin her tarafında. Hepsinin asıl amacı İsrail'i desteklemekti. Bunların isimleri Ortadoğu'yu hiç mi hiç çağrıştırmıyordu. "Connecticut İyi Hükümet Politik Eylem Komitesi" gibi adlar taşıyorlardı. (Bu derginin yayın yönetmeni Richard Curtiss, bu "Hayalet PAC'lar" üzerine bir kitap yazdı.) Peki, yoksa AIPAC bütün bu komitelerin faaliyetlerini koordine mi ediyordu?

Ne hayret verici soru! Böyle bir şey yasadışı olurdu!

AIPAC'ın yaptığı, bu komitelere, adayların Ortadoğu'ya ilişkin tutumları üzerine ve hepsi İsrail yanlısı olan adaylardan hangisinin desteklenmesi gerektiğine dair bilgi vermekti. Komiteler, aday ne kadar İsrail yanlısıysa onu o kadar destekliyorlar, İsrail'e muhalifse oyları onun rakibine gidiyordu.

Tek bir komite sözkonusu olduğunda fazla sorun yoktur; 5000 dolara bir Kongre üyesi satın alabilseniz de şüphesiz iyi bir tane alamazsınız. Fakat her biri 5000 dolar veren 100 komite sözkonusuysa, bu 500.000 dolar eder ki, o zaman bambaşka bir hikâye çıkar ortaya.

Ben şahsen, AIPAC'ın gücü ve alt edilemezliği hakkında söylenenlerin gerçeklikten çok mitos olduğuna inanan az sayıdaki insan arasında yeralıyorum. Ama bu durumu değiştirmiyor ki! Eğer halk ve Kongre üyeleri bu mitosa inanıyorsa, mitos gerçeklik kazanır.

Haklısın, ama ortalıkta söylemem!

20 yıl önce, Senatör J. William Fulbright bir gün beni Senato azınlık grubunun başkanı Senatör Hugh Scott ile birlikte yemek yemeye davet etti. Ortadoğu üzerine konuştuk ve yemeğin sonunda Fulbright meslektaşına vardığı sonucun ne olduğunu sordu. Senatör Scott, "Büyükelçi Akins'in haklı olduğuna şüphe yok," dedi. "Ama kamuoyu önünde bu dediğimi tekrarlarsanız sizin allahın belâsı bir yalancı olduğunuzu söylerim."

Bugün de pek çok Kongre üyesiyle konuştuğunuzda aynı tepkiyi alırsınız. "Tabiî ki meseleyi anlamışsınız; haklı olduğunuz anlaşılıyor. Fakat ben ne yapabilirim? Bakın, Senatör Fulbright'a ne oldu, Senatör (Charles) Percy'ye, Kongre üyesi (Paul) Fidley'in başına neler geldi..." Üçü de AIPAC tarafından safdışı edilmek üzere hedef gösterilmişlerdi. Üçü de bertaraf edildi.

Akins yine Amerikan iç politikasına ilişkin ayrıntılara giriyor ve üç olayda da sözkonusu politikacıların Ortadoğu sorununa ilişkin tavırlarının dışında birtakım etkenler olduğunu anlatıyor. Önemli olan, yeterince İsrail yanlısı olmadıklarına inanan AIPAC'ın bu kişilerin seçilmemesi için yoğun çaba harcamış oluşu.

Akins daha ileride, Amerika'daki Yahudi nüfusun yekpare bir bütün oluşturmadığı, çoğunun Ortadoğu'da sahici bir barıştan yana olduğu, Yahudi lobisinin gücünü asıl olarak paradan aldığı konularına giriyor.

Akins'in anlattıkları arasında, ABD-İsrail ilişkisini ve ABD'deki Yahudilerin Ortadoğu'da olup biten üstündeki etkisini anlamak bakımından önemli, fakat bizim konumuzu saptırabilecek pek çok ayrıntı var. ABD'de yaşayan zengin Yahudilerin, İsrail'in Arap topraklarına zorla İsrailli yerleştirme girişimlerini finanse etmesi gibi... Bunları, yüreğim kan ağlayarak, geçiyorum. Şunu ise belirtmeliyim: Akins'in anlattıklarından, Liberty'ye saldırının örtbas edilmesinin, büyük ölçüde, Yahudi şahinlerin ABD hükümeti ve politikacıları üzerindeki etkisinden kaynaklandığı sonucu çıkıyor. Akins, bu konuda en küçük bir açık vermeme politikasının 1967'den bu yana "dikkat çekici ölçüde başarılı" olduğuna işaret ediyor.

Olayda suçu bulunan bütün tarafların tek yapması gereken, Amerikan tarihinin en büyük trajedilerinden biri hakkında sağladıkları suskunluğu bir süre daha devam ettirmek. Birkaç yıl içinde, olayı hatırlayan ve adalet isteyen insanların hepsi ölmüş olacak.

Şüphesiz tarihçilerin olan biteni bütün ayrıntıları ve açıklığıyla yazacaklarını, Liberty'yi kurtarmaya giden uçakları geri çağırma emrini başkan Johnson'un mu yardımcılarından birinin mi verdiğini açıklayacaklarını düşünerek yüreğimize su serpebiliriz. Bu tarihçiler, İsrail'in bu işi niye yaptığını da gayet iyi bileceklerdir. Golan Tepeleri'ne saldırıya geçeceklerini haber alamasın diye gemiyi batırma ihtiyacı hissetmelerinden miydi? İsrailliler bize Doğu Akdeniz'den uzak kalmamızı buyurmuşlardı ve Liberty -bilerek veya bilmeyerek- bu buyruğa karşı mı gelmişti?

Tarihçiler, İsrail'de yaşayan kaç Amerikan vatandaşının bu saldırıdan haberdar olduğunu veya buna katıldığını ve Amerikan gemisini bombalayan pilotlardan herhangi birinin Amerikan pasaportu taşıyıp taşımadığını da bileceklerdir.

Evet, bir gün hakikat bilinecek ve geniş ölçüde kabul görecek ve bu iyi olacak. Eğer Kongre hakikati bugün ortaya çıkarmak üzere kararlı bir çaba gösterse, İsrail ve Birleşik Devletler'de bu trajediye dair yalanların yayılması için çaba göstermiş kimselerin yakasına yapışsa, çok daha iyi olmaz mı? Adalet isteyen kahramanların hayattayken bunu görmek haklarıdır. Bu saldırıya ve saldırının örtbas edilmesine katılanların, onlar da hayattayken, eğer cezalandırılmayacaklarsa, hiç değilse teşhir edilmesini istemek, aşırı bir talep midir?

 
Madalyayı bile gizlice verdiler