|
Sağ
kalanlara "Sus!" emri verildi
USS Liberty "davası" ile ilgilendiğimi
gören bir okur -kendisine danışmadığım için adını vermiyorum,
teşekkürlerimi sunuyorum-, Washington
Report On Middle East Affairs'deki bir yazıya
dikkatimi çekti. Derginin aralık 1999 sayısında yeralan
yazı, 1976'da emekli olmadan önce ABD'nin Suudi Arabistan
büyükelçisi olarak da görev yapan James E. Akins imzasını
taşıyor. Yazı aslında Akins'in Washington Filistin Politikası
Araştırma Merkezi'nde yaptığı bir konuşmanın derlenmiş
metni.
(Washington
Report'un internet sitesinde yazının tamamı yeralıyor:
TIKLAYIN.)
Yazının önemi, "32 yıllık bir gözden geçirme"
niteliği taşımasında. Ve tabiî bize yeni bilgiler vermesinde.
Yine toparlayarak aktaracağım.
Saldırıya ilişkin ayrıntılar
1967 Mayıs'ında, İsrail ile Mısır arasındaki
gerilim tırmandığında, o sırada Abican'da bulunan Liberty,
Doğu Akdeniz'e gitme emrini alır. 5 Haziran'da, İsrail
Mısır'a saldırıp bu devletin hava gücünü büyük ölçüde
tahrip ettiğinde, Liberty bölgeye varmıştır. Geminin
komutanı William McGonagle, 6. Filo komuta merkezinden
Amiral Martin'den, Liberty'nin yanına bir destroyer
göndermesini istemiştir. Çünkü asıl görevi istihbarat
olan Liberty, saldırıya uğrarsa kendini savunabilecek
şekilde donatılmamıştır.
6 Haziran günü, Amiral Martin şöyle
cevap verir: "Liberty, uluslararası sularda seyreden,
kimliği açıkça belirli bir Amerikan gemisidir, çatışmaya
herhangi bir şekilde katılmamaktadır ve herhangi bir
ulusun ona saldırması için herhangi bir mâkûl sebep
yoktur. İsteğiniz reddedilmiştir." Amiral yine
de, her şeye rağmen hiç beklenmedik bir durum olur ve
gemi saldırıya uğrarsa, 6. Filo uçaklarının 10 dakika
içinde Liberty'nin üzerine ulaşacağını belirtir.
7 Haziran akşamı, Liberty Gazze'nin
13 mil açığındayken, Washington, 6. Filo komutanlığına
bir mesaj gönderir ve Liberty'nin fazla göze batmış
olabileceğini belirtip geminin kıyıdan 20 mil açığa
çekilmesini emreder. Mesajın bir kopyası da Liberty'ye
gönderilecektir, fakat bu kopya yanlışlıkla Filipinler'e
gider, Liberty'ye ulaşmaz. Hemen ardından, Washington
20 mili de az bularak geminin 100 mil açığa çekilmesini
emreder. Ama bu mesajın Liberty'ye ulaşması gereken
kopyası da Liberty yerine Filipinler'e gider. Gemi önceki
mesajları aldığını teyit etmediği için, bu sefer doğrudan
Liberty'ye mesaj gönderilir. Ne yazık ki, bu da "çok
gizli" koduyla yollanmıştır, gemi onu da alamaz.
Böylece gemi Gazze yakınındaki rotasında kalır. Ama
her zaman uluslararası sularda bulunmuştur.
Sabah saat 09.00'da bir uçak geminin
üstünde uçar. Ama üzerinde hiçbir işaret yoktur. Geçer
ve Gazze kıyısına döner. Saat 10.00'da, delta kanatlı
iki jet daha gelir. Geminin o kadar yakınından geçerler
ki, Liberty'deki subaylar dürbünlerle, uçaklardaki roketleri
sayabilir, pilotları görebilirler. Geminin etrafında
üç tur atan uçakların pilotlarının gemideki işaretleri
ve Amerikan bayrağını görmeleri tabiî ki hiç zor değildir.
10.30'da bir nakliye uçağı ağır ağır geminin üstünden
bir tur atar. Geminin kimliğinin tesbit edildiğine dair
bir işaret sayılır bu. Aynı uçak 11.00 ve 11.30'da turlarını
tekrarlar.
Saat 14.00'te iki Mirage birden saldırıya
geçtiğinde, gemi ağır ağır seyretmektedir. Hiçbir işaret
taşımadıkları halde jetlerin İsrail'e ait olduğu kabul
edilir, çünkü Araplarda Mirage yoktur. Gemidekiler savunmaya
geçmeyi düşünmezler haliyle. Belki de geminin silahları
zaten çok yetersiz olduğundan böyle davranmaları daha
isabetli olmuştur. İki jet de gemiye saldırır, hasar
verir.
Komutan McGonagle, deniz harekât komutanlığına
hemen mesaj gönderir: "Kimliği tesbit edilemeyen
jetlerin saldırısına uğradık, acil yardım istiyoruz."
Bu ilk saldırıda kötü bir yara alan James Ennis, (size
yazılarını daha önce aktardığım, Liberty saldırısı konusunda
kitap da yazan, o sırada genç bir teğmen olan istihbaratçı
subay - ük) bu sırada bir denizaltının kendilerini izlediğini,
saldırıyı görüntülediğini söylemektedir. O da bunu sözkonusu
denizaltı personelinden bir denizciden öğrenmiş ve hakikati
bilebilecek konumdaki üç ayrı kişiye doğrulatmıştır.
(Dizinin önceki bölümlerini okuduysanız bu ayrıntıyı
ve öyküyü hatırlıyorsunuzdur. -ük)
Jetlerin saldırısı beş dakika sürer
ve sona erer. Birkaç dakika sonra, yine hiçbir işaret
taşımayan üç Super-Mystere uçağı belirir ve gelip gemiye
napalm ve düzinelerce roket atarlar. Yine kısa bir ara
olur ve sonra yine iki Mirage gelip saldırırlar. Bunların
hepsi 22 dakika sürer.
Gemidekiler 6. Filo ile irtibat kurmak
için uğraşırlar bu sırada. Ancak jet pilotları Liberty'nin
kullandığı telsiz frekanslarını bilmektedir ve bunları
bloke ederler. Sadece roketlerini ateşledikleri sırada
frekans açılır. Bu birkaç saniye içinde telsizci bağlantı
kurmayı başarır. Liberty'nin imdat çağrısını ilk alan,
uçak gemisi Saratoga'dır. On iki F-14 Phantom uçağı
ve dört tanker uçağına Liberty'yi savunmak için kalk
emri verilir. 6. Filo amiral gemisi Little Rock'a da
mesajlar ulaşmıştır ve gönderilecek yardımdan Liberty
de haberdar edilir.
Yardım hiçbir zaman gelmez. Yardıma
giden on iki uçak henüz gönderilmiştir ki, Washington
ile temas kurulur. Savunma Bakanı McNamara bizzat telsiz
başına gelir ve, "6. Filo'ya söyleyin, o uçakları
derhal geri çağırsın," der. Mesaj yerine ulaşır,
uçaklar geri çağırılır. Daha sonra Beyaz Saray, Pentagon
aracılığıyla, İsraillilerin yaptıkları "yanlış"ın
farkında olduklarını, saldırıyı durdurduklarını, gemiye
yardım edeceklerini bildirir.
(Daha önce, iki ayrı seferde birer
uçağa kalk emri verildiğini öğrenmiştik, galiba buradaki
versiyon daha mantıklı. Ancak önce keşif için bir uçak
göndermeye mi kalktılar, sonra, saldırıdan emin olunca
mı işi büyüttüler, bunları bilemiyoruz. Ama burada bizi
ilgilendiren, tabiî, yardımın gönderilmeyişi. -ük)
Dokuz kişi ölmüş, 60 kişi yaralanmıştır.
Ama iş bununla kalmaz.
Kurtarma botlarının çoğu önceki saldırıda
harap olmuştur, ancak gemide üç de kurtarma salı vardır.
İsrail hücumbotları doğrudan bunlara da saldırır ve
ikisini tahrip eder -bu başlıbaşına bir savaş suçudur-,
üçüncüsünü ele geçirir. İsrailliler geminin su kesimi
hizasına torpil de atar, gemiyi batırma niyetlerini
açıkça gösterir şekilde toplarını da ateşler, katliam
devam eder. 34 Amerikalı ölür, 171'i yaralanır.
İki saati aşkın süren saldırı sonunda
(daha önce bilgiler aktardığım bütün kaynaklar saldırının
bir saat onbeş dakika sürdüğünde birleşiyordu -ük) geminin
batmayacağını anlayan İsrailliler, sağ kalanlara yardım
önerirler, ama onlar bunu kabul etmez.
Liberty Malta'ya çekilir. Geminin gövdesinde
821 roket ve 3.000 mermi izi tesbit edilir.
Al Kuseyr, bayrak ve telsiz frekansları
meseleleri
İsrailliler gemiyi Mısır gemisi Al
Kuseyr ile karıştırdıklarını öne sürerler, fakat iki
gemi birbirine hiç benzememektedir. (Al Kuseyr -Liberty
karşılaştırmasının ayrıntılarını daha önce aktarmıştım,
burada tekrarlamıyorum. -ük) Amerikan gemisinin 1,5
x 2,5 metrelik bayrağı ilk saldırıda tahrip olmuştur,
ama yerine hemen 3 x 5 metre boyundaki tören bayrağı
çekilmiş ve saldırı boyunca yerinde kalmıştır. İsrailliler
geminin kullandığı telsiz frekanslarını nereden bildiklerini
ve niçin bloke ettiklerini hiçbir zaman açıklayamamışlardır.
Mısırlıların kullandığı frekanslar tabiî ki farklıdır.
İsrailliler uçaklarında niçin hiçbir işaret bulunmadığına
dair de herhangi bir açıklama yapamamışlardır.
"Bana anlatın, kimseye tek
laf etmeyin!"
Amiral Isaac Kidd, Malta'da, Liberty'nin
sağ kalan personelini gruplar halinde karşısına alıp
hepsiyle görüşmüştür. Her defasında üniformasındaki
yıldızları çıkarmış ve, "Şimdi erkek erkeğe konuşuyoruz,
olan bitenin hepsini anlatın," demiştir. Ama onlara
olayı anlattırdıktan sonra yıldızlarını tekrar takmış
ve, "Şimdi resmî olarak konuşuyorum; bunlar hakkında,
hiçbir zaman, tekrar ediyorum, hiçbir zaman hiç kimseyle,
eşlerinizle bile konuşmayacaksınız. Konuşursanız, askerî
mahkemeye çıkar ve ömrünüzün gerikalanını hapiste geçirirsiniz
- daha kötüsü de olabilir," diye konuşmuştur.
Yıllar boyunca, sağ kalanların çoğu
sahiden susmuştur. Şimdi, ulaşabileceklerinizin çoğu
konuşmaktadır.
George Ball'un ileri sürdükleri
George Ball, John F. Kennedy ve Lyndon
Johnson dönemlerinde dışişleri bakan yardımcısı olarak
görev yapmıştır. Ball'un, ABD'nin Vietnam'da yaptığı
hataları açıkça gördüğü ve bir an önce oradan çekilmeyi
önerdiği bilinmektedir. Bundan daha az bilinen bir şey,
onun, ABD'nin Ortadoğu'da İsrail'in bütün eylemlerini
desteklemesinin Amerikan çıkarlarına ve dış politika
hedeflerine zarar verdiğine ilişkin görüşüdür. Ball,
eğer İsrailliler kendisini veto etmese Jimmy Carter
tarafından dışişleri bakanı yapılacağından emindir.
Ball, 1992'de yazdığı kitabın daha
adında, ABD'nin İsrail'e "tutkulu bağlılığından"
sözetmiştir. ABD'nin İsrail ile ilişkilerini konu alan
kitap, büyük medya tarafından yok sayılmış, kitap değerlendirme
ve eleştiri yazılarında sözü edilmemiş, Ball ile kitabı
üstüne hiçbir görüşme yapılmamıştır.
1967'de dışişleri bakanlığında üst
düzey görevli olan Ball bu kitapta, ateşkesten önce
Golan'ı ele geçirmek isteyen İsrail'in, Liberty'nin
edineceği istihbaratın bu planına engel olmasından korkup
vahşice ve kesin bir çözüme gittiğini ileri sürmüştür.
Ball, Liberty'nin varlığından ve işlevinden İsrail yöneticileri
haberdardı, demektedir. Ayrıca, ABD hükümetinin olayı
nasıl örtbas etmeye çalıştığından, mürettebatı nasıl
susturduğundan sözetmektedir.
Herhangi bir üst düzey ABD yöneticisinin,
İsraillilerin Liberty'ye ne yaptığını bilmemesine ya
da bunun sahiden masumane bir yanlış olduğuna inanması
mümkün müdür? O sırada ABD yönetiminde yeralıp da gerçekleri
bilmeyen tek kişi yoktur.
Pilot gemiyi tanıdı, yine de "Saldır!"
emri aldı
İsrail Golan'a saldırdığı sırada Lübnan
büyükelçisi olan Dwight Porter, 1991'ın sonlarına doğru,
gazeteci Rowland Ewans'a, saldırıdan hemen sonra CIA
istasyon şefinin kendisine deşifre edilmiş İsrail mesajlarını
gösterdiğini anlatmıştır. Bunlara göre İsrailli pilotlara
Liberty'ye saldırma emri İsrail Savunma Bakanlığı tarafından
verilmiş, pilotlardan biri, geminin Amerikan gemisi
olduğunu bildirmiş, buna karşılık kendisine şu emir
tekrarlanmıştır: "Gemiye saldırın!" Pilot
mevzuu hâlâ kavramamış bulunduğundan, Amerikan bayrağını
gördüğünü bildirmiş, bu sefer "Saldır!" emrine
ilâveten bir de azar işitmiştir. Ve bugün bildiğimiz
gibi, emri yerine getirmiştir. Bu gerçekler 6 Kasım
1991'de yayımlanmıştır.
Gazeteci Evans, ayrıca Amerika doğumlu
bir İsrailli albaydan da çeşitli bilgiler almıştır.
Albay Seth Mintz, saldırı sırasında Tel Aviv'deki savaş
merkezindedir. Şöyle demiştir Mintz: "Herkes onun
bir Amerikan gemisi olduğunu ve Liberty olduğunu hissediyordu...
geminin üstündeki işaretlere, bayrağına dair yorumlar
yapılıyordu. Odadaki herkes onun Amerikan gemisi olduğuna
inanıyordu." Mintz, İsrail'in "zulüm yaptığını,
suçlu olduğunu" söylemişti gazeteciye. ABD'nin
olayı örtbas etmesi de şüphesiz buna eşdeğer bir zulümdür.
Saldırıyı gerçekleştiren pilotlardan birinin Amerikan
vatandaşı olduğuna dair raporlar bile vardır, ancak
bunların kaydına rastlanamamıştır.
Akins yazısının uzunca bir bölümünü
İsrail'in savaş sırasında çevirdiği çeşitli dolaplara
ayırmış, Golan'ın ele geçirilmesinde uygulanan taktikler,
söylenen yalanlar, İsrailli yetkililerin ABD'yi nelere
nasıl zorladıkları gibi konulara girmiş. İşin siyaset
ve diplomasi faslıyla dikkati dağıtmamak için bunları
geçiyorum. Liberty meselesine dönüldükten sonraki kısımla
devam ediyorum.
Hayatî sorular
Son olarak, hepimizin cevaplarını almaktan
çok mutlu olacağı hayatî sorulara gelelim.
Liberty'ye yapılan saldırıdan kimlerin
haberi vardı ve ne zaman haberleri oldu?
Gemidekiler saldırıyı hemen bildirdiler
ve mesaj 15 dakika sonra başkanın masasındaydı - muhtemelen
15 dakika da sürmemiştir. Yani başkan biliyordu. Yani
Beyaz Saray'dan Walt Rostow ve McGeorge Bundy de biliyorlardı.
Savunma Bakanı Robert McNamara da biliyordu. Ordunun
üst düzey komutanlarından bir bölümü de biliyordu.
Olayla doğrudan ilişkisi olmayan Amiral
Thomas Moorer, olaydan haberdar olan ve İsrail'in yaptığı
işin nasıl bir skandal olduğundan ve Amerikalıların
herhangi bir karşılık vermeyişinin nasıl daha büyük
bir skandal olduğundan sözeden insanlarla karşılaşmıştı.
Akdeniz'in ortasından, saldırıya uğrayan Liberty'ye
yardım için hemen uçaklar gönderilmişti; bunlar niye
durduruldu ve geri çağırıldı? Gemi yoğun saldırı altındayken
uçakların geri dönmesi emrini kim verdi?
Eğer uçaklar yerine ulaşsaydı, ikinci
ve üçüncü İsrail saldırılarında ölen 25 kişi ve yaralanan
110 kişi kurtarılabilirdi. Ve Amerikan tarihindeki en
utanç verici olaylardan biri için niye hiçbir zaman
doğru dürüst bir Kongre soruşturması açılmadı?
Cevap kısa ve basit: olguları bilenler
veya bunlara ulaşabilecek olanlar, soruşturmadan bahsetmekten
veya soruşturma talep etmekten korkuyorlar. Bu hem Kongre
hem Beyaz Saray için geçerli. Ve olay Amerikan halkı
tarafından pek az bilindiğinden, hiçbir zaman, ortadaki
soruların cevapları verilsin, sorumlular cezalandırılsın
veya en azından kimlerse açıklansın, diye güçlü bir
talep gelmedi.
İsrail lobisi
Washington'da biri, önüne arkasına
hiçbir sıfat takmadan sadece "lobi"den ("The
Lobby") bahsederse, onun AIPAC'ı kastettiği hemen
tahmin edilir. AIPAC, American Israel Public Affairs
Committee'dir. Belki bazıları AARP'nin daha da güçlü
olduğunu söylerler, ama onun etkisi her zaman o kadar
belirleyici değildir. NRA'yı, güçlü silah lobisini de
bir yana bırakabiliriz. AIPAC ile karşılaştırılabilecek
ikinci bir güç yoktur.
Watergate ertesinde, Kongre seçim kampanyalarına
ilişkin düzenlemeler yaptı ve politik eylem komitelerinin
(PAC) her seçimde bir adaya 5000 dolar aktarabileceğini
karara bağladı. Güzel. İyi bir başlangıçtı. Ancak, bunun
hemen ardından, birbirinden bağımsız 120 politik eylem
komitesi oluştu ülkenin her tarafında. Hepsinin asıl
amacı İsrail'i desteklemekti. Bunların isimleri Ortadoğu'yu
hiç mi hiç çağrıştırmıyordu. "Connecticut İyi Hükümet
Politik Eylem Komitesi" gibi adlar taşıyorlardı.
(Bu derginin yayın yönetmeni Richard Curtiss, bu "Hayalet
PAC'lar" üzerine bir kitap yazdı.) Peki, yoksa
AIPAC bütün bu komitelerin faaliyetlerini koordine mi
ediyordu?
Ne hayret verici soru! Böyle bir şey
yasadışı olurdu!
AIPAC'ın yaptığı, bu komitelere, adayların
Ortadoğu'ya ilişkin tutumları üzerine ve hepsi İsrail
yanlısı olan adaylardan hangisinin desteklenmesi gerektiğine
dair bilgi vermekti. Komiteler, aday ne kadar İsrail
yanlısıysa onu o kadar destekliyorlar, İsrail'e muhalifse
oyları onun rakibine gidiyordu.
Tek bir komite sözkonusu olduğunda
fazla sorun yoktur; 5000 dolara bir Kongre üyesi satın
alabilseniz de şüphesiz iyi bir tane alamazsınız. Fakat
her biri 5000 dolar veren 100 komite sözkonusuysa, bu
500.000 dolar eder ki, o zaman bambaşka bir hikâye çıkar
ortaya.
Ben şahsen, AIPAC'ın gücü ve alt edilemezliği
hakkında söylenenlerin gerçeklikten çok mitos olduğuna
inanan az sayıdaki insan arasında yeralıyorum. Ama bu
durumu değiştirmiyor ki! Eğer halk ve Kongre üyeleri
bu mitosa inanıyorsa, mitos gerçeklik kazanır.
Haklısın, ama ortalıkta söylemem!
20 yıl önce, Senatör J. William Fulbright
bir gün beni Senato azınlık grubunun başkanı Senatör
Hugh Scott ile birlikte yemek yemeye davet etti. Ortadoğu
üzerine konuştuk ve yemeğin sonunda Fulbright meslektaşına
vardığı sonucun ne olduğunu sordu. Senatör Scott, "Büyükelçi
Akins'in haklı olduğuna şüphe yok," dedi. "Ama
kamuoyu önünde bu dediğimi tekrarlarsanız sizin allahın
belâsı bir yalancı olduğunuzu söylerim."
Bugün de pek çok Kongre üyesiyle konuştuğunuzda
aynı tepkiyi alırsınız. "Tabiî ki meseleyi anlamışsınız;
haklı olduğunuz anlaşılıyor. Fakat ben ne yapabilirim?
Bakın, Senatör Fulbright'a ne oldu, Senatör (Charles)
Percy'ye, Kongre üyesi (Paul) Fidley'in başına neler
geldi..." Üçü de AIPAC tarafından safdışı edilmek
üzere hedef gösterilmişlerdi. Üçü de bertaraf edildi.
Akins yine Amerikan iç politikasına
ilişkin ayrıntılara giriyor ve üç olayda da sözkonusu
politikacıların Ortadoğu sorununa ilişkin tavırlarının
dışında birtakım etkenler olduğunu anlatıyor. Önemli
olan, yeterince İsrail yanlısı olmadıklarına inanan
AIPAC'ın bu kişilerin seçilmemesi için yoğun çaba harcamış
oluşu.
Akins daha ileride, Amerika'daki Yahudi
nüfusun yekpare bir bütün oluşturmadığı, çoğunun Ortadoğu'da
sahici bir barıştan yana olduğu, Yahudi lobisinin gücünü
asıl olarak paradan aldığı konularına giriyor.
Akins'in anlattıkları arasında, ABD-İsrail
ilişkisini ve ABD'deki Yahudilerin Ortadoğu'da olup
biten üstündeki etkisini anlamak bakımından önemli,
fakat bizim konumuzu saptırabilecek pek çok ayrıntı
var. ABD'de yaşayan zengin Yahudilerin, İsrail'in Arap
topraklarına zorla İsrailli yerleştirme girişimlerini
finanse etmesi gibi... Bunları, yüreğim kan ağlayarak,
geçiyorum. Şunu ise belirtmeliyim: Akins'in anlattıklarından,
Liberty'ye saldırının örtbas edilmesinin, büyük ölçüde,
Yahudi şahinlerin ABD hükümeti ve politikacıları üzerindeki
etkisinden kaynaklandığı sonucu çıkıyor. Akins, bu konuda
en küçük bir açık vermeme politikasının 1967'den bu
yana "dikkat çekici ölçüde başarılı" olduğuna
işaret ediyor.
Olayda suçu bulunan bütün tarafların
tek yapması gereken, Amerikan tarihinin en büyük trajedilerinden
biri hakkında sağladıkları suskunluğu bir süre daha
devam ettirmek. Birkaç yıl içinde, olayı hatırlayan
ve adalet isteyen insanların hepsi ölmüş olacak.
Şüphesiz tarihçilerin olan biteni bütün
ayrıntıları ve açıklığıyla yazacaklarını, Liberty'yi
kurtarmaya giden uçakları geri çağırma emrini başkan
Johnson'un mu yardımcılarından birinin mi verdiğini
açıklayacaklarını düşünerek yüreğimize su serpebiliriz.
Bu tarihçiler, İsrail'in bu işi niye yaptığını da gayet
iyi bileceklerdir. Golan Tepeleri'ne saldırıya geçeceklerini
haber alamasın diye gemiyi batırma ihtiyacı hissetmelerinden
miydi? İsrailliler bize Doğu Akdeniz'den uzak kalmamızı
buyurmuşlardı ve Liberty -bilerek veya bilmeyerek- bu
buyruğa karşı mı gelmişti?
Tarihçiler, İsrail'de yaşayan kaç Amerikan
vatandaşının bu saldırıdan haberdar olduğunu veya buna
katıldığını ve Amerikan gemisini bombalayan pilotlardan
herhangi birinin Amerikan pasaportu taşıyıp taşımadığını
da bileceklerdir.
Evet, bir gün hakikat bilinecek ve
geniş ölçüde kabul görecek ve bu iyi olacak. Eğer Kongre
hakikati bugün ortaya çıkarmak üzere kararlı bir çaba
gösterse, İsrail ve Birleşik Devletler'de bu trajediye
dair yalanların yayılması için çaba göstermiş kimselerin
yakasına yapışsa, çok daha iyi olmaz mı? Adalet isteyen
kahramanların hayattayken bunu görmek haklarıdır. Bu
saldırıya ve saldırının örtbas edilmesine katılanların,
onlar da hayattayken, eğer cezalandırılmayacaklarsa,
hiç değilse teşhir edilmesini istemek, aşırı bir talep
midir?
|