|
"Pearl
Harbor kadar kaza"!
International
Journal of Intelligence and Counterintelligence
dergisinin sonbahar 1995 sayısında (cilt 8/sayı 3),
Reverdy S. Fishel, bir kitap eleştirisinden hareketle,
USS Liberty'ye İsrail saldırısının bir kaza olmadığına
ilişkin kanıtlar sunuyor. Fishel'in "The Attack
on the Liberty: an 'Accident'?" ("Liberty'ye
saldırı: bir 'kaza' mıydı?") başlıklı yazısından
da birtakım ayrıntılar öğrenelim. Başka kaynaklardan
edindiklerimizi de aralara katalım. (Kaynağımız, USS
Liberty'nin sağ kalan elemanlarının web sitesi.)
"Gerçekte," diyor Reverdy
S. Fishel, "Japonların Pearl Harbor'daki saldırısı
ne kadar kazaysa, İsrail'in Liberty'ye saldırısı da
o kadar kazaydı." Sonra anlatmaya koyuluyor:
ABD hükümeti Liberty'yi Gazze açıklarına
yollarken amacı, Altı Gün Savaşı'nda olan biteni izlemekti.
İsrail uçakları bu geminin üzerinden yedi saatlik bir
süre içinde sekiz defa geçtiler. Sabah 06.00 ile öğlen
12.15 arasında. Amerikan telsizcileri, iki ayrı görüşmede,
İsrailli pilotların geminin Amerikan gemisi olduğuna
ilişkin anonslarını kaydettiler. Hava çok güzel, görüş
müthiş açıktı. Gemideki Amerikan bayrağı apaçık seçilebiliyordu.
Ancak saat 14.00'te jetler ve hücumbotlar
saldırıya geçti. Jetler görünüşe göre silahsız olan
gemiye füzeler ve napalm bombası attılar. Gerçekte geminin
baş kısmında makineliler vardı, ama bunlar daha ilk
saldırıda devre dışı kaldı.
(Biraz açıklama yapayım, bir sürü ayrıntı
öğrendim ya... "Görünüşe göre silahsız" sözünün
anlamı şu: USS Liberty dev antenlerle, dinleme cihazlarıyla
donatılmış bir istihbarat gemisi. Acil durumda kendini
savunabilsin diye birtakım silahları var. Ama asıl işi
çatışmaya girmek olmadığından, ilk bakışta toplu tüfekli
bir savaş gemisi olarak görünmüyor. Liberty'nin silahları,
İsrail saldırısı sırasında ilk anda ya bizzat vurulmuş
ya da civarlarına düşen yangın bombalarının yolaçtığı
alevler, duman ve aşırı ısı nedeniyle mürettebat bunların
yanına bile yaklaşamamış. Dolayısıyla, gemi bütün saldırı
boyunca tam anlamıyla savunmasız da kalmış. Liberty'den
sağ kalanlar, savunmasızken bir saat onbeş dakika boyunca
ateş altında bırakılmalarına ayrıca içerlemişler. -ük.)
Telsiz antenlerinin bir kısmı ilk saldırıyı
atlattı. Ama telsize sarılan USS Liberty muhabere görevlileri
gördüler ki, gemiden kullanılabilen beş frekanstan dördü
bloke edilmişti. Acil durumlar için kullanılan uluslararası
frekans da bunlar arasındaydı. İronik, ama Liberty'nin
telsiz mesajı yollayabildiği kısacık anlar, jetlerin
roketlerini ateşlemesine denk düşüyordu. Böylece Liberty,
400 mil kadar mesafede, Girit açıklarında bulunan 6.
Filo'ya yardım çığlığını ulaştırabildi.
Uçakların saldırısının hemen ardından
hücumbotlar geldi ve saldırıyı sürdürdü. Beş torpil
attılar. Bunlardan biri 25 insanı öldürdü. Sonra gemiyi
sardılar, 40 dakika boyunca, güvertedeki yaralılara,
yangın söndürücülere ateş ettiler. Liberty personeli,
geminin batacağını düşünüp kurtarma botlarını suya attığında,
bunları da makinelilerle taradılar.
6. Filo çevresinde buna karşılık ne
yapılacağına dair telsiz haberleşmesi ("flaş"
koduyla geçilen mesajlarla) yoğunlaştığında, İsrailliler
birden ABD büyükelçiliğiyle irtibata geçip "kazaya"
ilişkin haberi verdiler. S. Fishel şöyle diyor: "Bu,
herhalde dünya deniz savaşları tarihinin en uzun 'kaza'
saldırısıydı - bir saat onbeş dakika sürmüştü."
America ve Saratoga uçak gemilerinden
olay yerine doğru kalkan iki uçak da Savunma Bakanı
Robert McNamara tarafından geri çağırıldı. (Dizinin
ikinci bölümünde, uçakların geri çağırılışını,
"kalk" emrini veren subayın ağzından
okuyabilirsiniz. -ük) İlki, muhtemelen Washington
henüz saldırganların kimliğinden emin olmadığından ve
eğer saldıranlar Ruslarsa bunun onlarla savaşa tutuşmaya
yolaçabileceğinden. İkincisiyse, İsrail "kaza"
haberini verdikten sonra.
O iki gemi nasıl karıştırılır?
S. Fishel'e göre, dikkatle hazırlanıp
ustalıkla gerçekleştirilmiş saldırı, dikkat edilen ayrıntılar,
telsizin bloke edilmiş oluşu... bu işin bir kaza olmadığını
gösteren yeterli kanıtlar. Ayrıca, İsrail'in Liberty'yi
Al Kuseyr adlı Mısır gemisiyle karıştırdığını iddia
etmesi de hiç inandırıcı değildi, çünkü El Kuseyr Liberty'nin
yarısından daha ufaktı. Biri 4000 grostonluktu, öteki
10.400! Al Kuseyr eski, her tarafı paslanmış bir gemiydi
ve Liberty'nin yanında, paslı bir eski vosvos pırıl
pırıl Cadillac'ın yanında nasıl durursa öyle kalırdı.
(Başka kaynaklarda, gemiler arasındaki
farklılığa ilişkin değişik veriler var. Al Kuseyr'in
boyu yaklaşık 90 metre, Liberty'ninki 152 metre olarak
geçiyor. Tonajları da, 2.640 groston -Al Kuseyr- ve
10.860 -Liberty- olarak veriliyor. Farka bakın! Ayrıca
Al Kuseyr, Liberty'den 6,5 metre kadar daha dar. Zaten,
daha sonra, İsrail uçakları ve hücumbotları USS Liberty'yi
delik deşik ederken Al Kuseyr'in İskenderiye limanında
bağlı olmakla kalmayıp, "hareket edemez halde"
olduğu da anlaşılmış! -ük)
Liberty'nin üstünde özel antenler vardı,
hele bunlardan biri, sadece bu gemide ve onun kardeşi
Belmont'ta bulunan, 1967 yılı için ultramodern sayılabilecek
bir özel cihazdı. (Sözkonusu olan, bugün "uydu
anteni" dediğimiz antenlere benzeyen ve gözümüzün
artık alışmış olduğu, ama o dönem için hayli ilginç
ve özgün görünüşlü bir nesne. Liberty'nin kıç tarafında
ayrıca yaklaşık 6,5 metre eninde, 11,5 metre yüksekliğinde,
10.000 vatlık bir TRESSCOMM mikrodalga anteni varmış.
-ük) Liberty, Amerikan donanmasının bütün standart işaretlerini
taşıyordu, numarası, adı yazılıydı üstünde.
İsrail'in kendini savunurken ileri
sürdüğü tezlerden birini daha aktarayım burada. Çünkü
bu Al Kuseyr meselesini şimdi aktaracağım konuyla birlikte
ele alınca tam da suçlunun kendini ele vermesi durumuyla
karşı karşıya bulunduğumuzu anlayacağız.
İsrail, saldırdığı geminin 28 knot
süratle seyrettiğini, deniz savaşları kurallarına göre
20 knot'un üstünde seyreden her teknenin düşman sayılmasının
meşru olduğunu öne sürmüş. Öncelikle, USS Liberty'nin
azami sürati 18 knot, yani 28 knot hızla gitmesi imkânsız.
Sağ kalan mürettebat, saldırıya uğradıkları sırada 5
knot hızla seyretmekte olduklarını söylüyor. Bunlar
bir yana bırakılsa bile tuhaflık bitmiyor. Al Kuseyr'in
azami hızı 14 knot! Yani, normal olarak, 28 knot ile
giden bir gemi görüldüğünde otomatikman, bunun Al Kuseyr
olamayacağının düşünülmesi gerekiyor. İsrail, bir yandan
"Al Kuseyr sanıp vurduk" diyor, öbür yandan
da vurduğu geminin, Al Kuseyr'in hiçbir zaman ulaşamayacağı
bir hızda seyrettiğini, bu yüzden vurduğunu söylüyor.
Aynı anda ikisi birden nasıl olabiliyor? Bu arada, USS
Liberty'nin, saldırıya uğradığı sırada uluslararası
sularda bulunması da, İsrail'in sığındığı savaş kuralının
uygulanmasını zaten imkânsızlaştırıyor!
Telsizin bloke edilmesi
Hele telsizin bloke edilmesi, saldırganların
kime saldırdıklarını gayet iyi bildikleri konusunda
şüpheye yer bırakmıyordu. Çünkü bunun için, hedefinizin
haberleşmesini bir süre izlemiş olmanız şarttı. Blokaj,
sadece Liberty'nin frekanslarını iptal edecek şekilde
yapılmıştı.
İsrailliler, geminin kimliğini Liberty'nin
bir ara verebildiği imdat mesajından öğrendiklerini
de söylediler. Ama bu mesajdan sonra saldırı tam 66
dakika daha devam etti. İsraillilerin bu söylediği doğru
olsaydı, torpilleri atan hücumbotlarını geri çağırmış
olmaları gerekirdi.
Bayrak konusundaki
çelişkiler
İsrailliler, rüzgâr olmadığından bayrağın
dalgalanmadığını, seçilemediğini iddia ettiler. Ama
her şeye rağmen bayrağın apaçık seçilebildiği ortaya
konunca, bu sefer de, Liberty'yi Amerikan bayrağı takmış
bir düşman gemisi sandıklarını söylediler. Ancak aralarındaki
haberleşmede böyle bir lafın geçmemiş olduğu da biliniyor.
İsrailli yetkililerin bir iddiası da,
gemi kimliğini bildirmeyi reddettiği için hücumbotların
jetleri çağırmış olduğu. Oysa daha Liberty onların radarlarına
girebileceği mesafeye gelmeden önce jetler saldırı için
harekete geçmişti bile. Zaten İsrailliler de sonradan
kendi dediklerini inkâr ederek, jetlerin hücumbotları
çağırdığını açıkladılar.
O olduğunu biliyorlardı
İsrailli yetkililer şöyle bir hikâye
anlatıyorlar, saldırı öncesine dair: Jane's Fighting
Ships kataloğundan Liberty'nin fotoğraflarına bakmışlar.
Tel Aviv'deki ABD Deniz Ataşesi'ni iki defa telefonla
arayarak o geminin Liberty olup olmadığını sormuşlar.
Ama o bölgede Amerikan gemisi bulunmadığı cevabını almışlar.
Ve geminin Al Kuseyr olduğuna hükmetmişler. Ama hem
Tel Aviv'deki Amerikan elçiliği hem de deniz ataşesi,
böyle bir görüşmenin hiç yapılmadığını söyledi. Bütün
bunlardan anlaşılıyor ki, İsrailliler geminin kime ait
olduğunu ve cinsini bilmekle kalmıyor, bizzat Liberty
olduğunu da biliyorlardı.
İsrailli pilotlardan biri geminin Amerikan
gemisi olduğunu merkeze bildirmiş, buna rağmen saldırıya
geçmesi emrini almıştı. Bu telsiz görüşmesi, ABD Beyrut
Büyükelçiliği tarafından kaydedilmişti. ABD'nin eski
Lübnan Büyükelçisi Dwight Porter 1991'de bu kaydın varlığını
ortaya çıkardı.
Önce tepki sonra
örtbas
Liberty'ye saldırıdan sonra Dışişleri
Bakanı Dean Rusk sert tepki gösterdi. Başka yetkililer
de, böyle bir şeyi Ruslar veya Araplar yapsa nasıl tepki
göstereceksek öyle yapalım, dediler. Fakat Başkan Johnson
İsrail'in özürünü kabul etti. Deniz Kuvvetleri'nin kurduğu
mahkeme de, saldırının planlı olduğunu reddetti, hattâ
bu yönde konuşanları susturmaya çalıştı ve daha çok,
Liberty personelinin neleri nasıl yaptığıyla uğraştı.
Dışişleri Bakanlığının hukuk danışmanı Carl Salans,
İsrail'in resmî açıklaması üzerine tepki gösterdi ve
İsrail'in masumane bir yanlışlık yaptığına inanmadığını
bildirdi. Mantıken, bir sonraki adımda, elindeki kanıtlarla
İsrail'in karşısına dikilmesi gerekirdi, ama böyle olmadı.
Gelelim "niye?"sine...
Reverdy S. Fishel'in International Journal
of Intelligence and Counterintelligence'deki yazısından
son olarak, İsrail'in bu işi niye yaptığına ilişkin
kısmı aktarayım. Bu olayla ilgilenmeye başladığımızda,
ilk gün, araştırmacı gazeteci James Bamford'un saldırının
nedeni konusundaki açıklamasına yer vermiştim. Fishel'in
açıklaması bundan farklı. O, bombalanmış Birleşmiş Milletler
Barışgücü birliğinden ve kampından sözetmiyor. İsrail'in
ateşkes öncesinde Golan Tepeleri'ni ele geçirme planından
sözediyor:
İsrail'in Golan Tepeleri'ne yönelik
saldırısı ile Liberty'ye saldırı arasında bir bağlantı
bulunduğu belli. Golan'a saldırının 8 Haziran günü saat
11.30'da başlaması öngörülmüştü. Liberty'nin yeri ilk
olarak saat 06.00'da tesbit edildi. Son dakika emirleri
Golan saldırısını geciktirdi. Liberty devre dışı bırakıldı.
Ve bunun ardından Golan saldırısı başladı.
Birleşmiş Milletler bütün gücüyle savaşı
durdurmaya çabalıyordu ve 9 Haziran'da ateşkes ilân
edilmesi öngörülmüştü. ABD hükümeti de bu yönde baskı
yapıyordu. İsrail, ateşkesten önce Golan'ı ele geçirmek
istiyordu. Fakat bir an önce Suriye'ye saldırmak için
telâşla hazırlık yapan İsrail, Golan saldırısını, başlamasına
birkaç saat kala erteledi. Niye? Çünkü muhtemelen, İsrail'in
harekâtına dair birtakım telsiz görüşmelerini Liberty'nin
yakalayıp kaydettiğinden endişe duydular. Böyle bir
durumda, onlar Golan'ı ele geçirmeden önce ateşkes ilân
edilebilirdi.
Bu pürüzü giderdikten sonra saldırıya
geçtiler...
Fishel, "İsrail Savunma Bakanlığı
bu savaşta pek az hata yaptı," diyor.
|