|
Başkanın
Seçimi - sıkı bir film
NBC televizyonu, 1992'nin 27 Ocak'ında,
Liberty'nin hikâyesine ilişkin bir program yayımlamış.
Bu programda verilen bilgilerden biz de eksik kalmayalım.
(Kaynak tabiî ki yine USS Liberty'nin sağ kalan elemanlarının
web sitesi.)
USS Liberty saldırıya uğradığında 6.
Filo 300 mil kadar uzaklıktaydı. ("400 mil uzaklıktaydı"
diyenler de var - ük.) USS Liberty'ye, yardıma ihtiyacı
olduğunda 10 dakika içinde hava desteğinin geleceği
bildirilmişti. Talihsiz gemi, İsrail jetleri ve hücumbotlarıyla
tam 2 saat 32 dakika karşı karşıya kaldı, bir saat 15
dakika boyunca da ateş altındaydı. Liberty'nin yanına,
USS America gemisinden kalkan ilk Amerikan helikopteri
ertesi sabah, saldırıdan 16 saat sonra geldi.
Liberty'nin Araştırma Departmanı'nda
görevli Ön Yüzbaşı David Lewis, kendilerine yardımı
göndermekle görevli olan 6. Filo amirali Lawrence Geis
ile olaydan kısa süre sonra görüşmüştü. Geis'ın anlattıkları
dehşet vericiydi.
Amiral, olayı haber alır almaz bir uçağa
USS Liberty'nin üstüne uçma emri vermiş, ama Washington
ile görüştüğünde, dönemin Savunma Bakanı McNamara telefonu
alıp uçağı derhal geri çağırmasını emretmişti. Amiral
Geis, USS Liberty'de nükleer silah bulunabileceği ihtimalinden
şüphelenip telâşlanmış, bir başka uçağa kalk emri vermiş,
ama neler olup bittiğinden Washington'u haberdar etmek
için telefona sarıldığında, McNamara bu uçağın da geri
dönmesini istemişti. Amiral Geis, anlam veremediği bu
emrin teyit edilmesini talep etmişti. Ve emir büyük
yerden teyit edilmişti; Başkan Johnson tarafından. Amirale
söylenen şuydu: Kimin öldüğü veya gemiye ne olduğu önemli
değildi, başkan müttefiklerinin (İsrail'in) canını sıkmak
istemiyordu. Uçak geri dönecekti. O kadar!
Amiral Geis, Liberty'deki felâketi yaşayan
meslektaşından, kendisi ölene kadar bunları kimseye
anlatmaması sözünü almıştı. Amiral 1980'de hayata gözlerini
kapadığından, biz de bunları öğrenebiliyoruz şimdi.
Kongre
nedense soruşturmuyor
| |
The Washington Report on Middle
East Affairs'de (Haziran/Temmuz 1997) yayımlanan
bir yazıya göz atalım şimdi de. "30 Yılık Bir
Soruşturmanın Anatomisi" başlıklı yazının lejandı,
"USS Liberty: Periskop Fotoğrafı Sonunda Gerçeği
Ortaya Çıkarabilir". Yazarı, James M. Ennes,
Jr. USS Liberty saldırıya uğradığı sırada onun güvertesinde
bulunan bir teğmen. Gemisinin başına gelenler üstüne
yazdığı kitap (Assault on the Liberty), ABD Denizcilik
Enstitüsü tarafından "dikkate değer" bulunmuş,
Washington Post'ta da "editörün seçtikleri"
arasına girmiş, 1980 yılında yayımlandığında. Olayın
hem kurbanlarından hem de birinci elden tanığı M.
Ennes Jr.'un yazdıklarını toparlayarak aktarıyorum.
|
Olgular çok iyi biliniyor: Amerikan
istihbarat gemisi USS Liberty, 294 personeliyle uluslararası
sularda seyrederken, İsrail uçaklarının ve hücumbotlarının
saldırısına uğramış, 34 kişi ölmüş, 171 kişi yaralanmıştı.
Gemi öylesine hasar görmüştü ki, hurda olarak satıldı.
(Başka kaynaklarda, Malta'da onarılarak tekrar yüzebilecek
hale getirildiği, ABD'ye döndüğünde gemiye herhangi
bir karşılama töreni yapılmadığı söyleniyor. Oysa benzer
durumlarda hep yapılırmış. -ük.) İsrail bunu "trajik
bir kaza" olarak niteleyip özür dilemişti. İsrailli
yetkililer, gemiyi yarı boyundaki bir Mısır gemisiyle
karıştırdıklarını öne sürmüşlerdi. Gemi mürettebatından
sağ kalanlar ve pek çok Amerikalı yetkili, İsrail'in
anlattığı hikâye için "uydurulmuş, inanılmaz ve
gerçek-dışı" demişlerdi.
USS Liberty'de o facia gününü yaşayıp
da sağ kalanlar, İsrail'in açıklamalarındaki pek çok
unsurun gerçeğe uymadığını ısrarla belirtiyorlar.
Meselâ, İsrailliler, jetlerinin ateş
açmadan önce geminin etrafında üç tur dönüp bayrak aradığını,
Amerikan bayrağı görmediklerini belirtiyorlar. Oysa
bayrak vardı, zaten İsrailli pilotlar ateşe başlamadan
önce üç tur atmamıştı.
İsrailliler, hücumbotlarının bir torpil
attıktan sonra Amerikan bayrağını görüp ateşi kestiğini
ve hemen yardıma giriştiğini söylüyorlar. Bu da doğru
değil. Torpil patladıktan sonra İsrail hücumbotları
40 dakika daha ateşe devam ettiler, suya atılmış kurtarma
botlarını bile vurdular. Yardım teklifleri torpilin
patlamasından iki saat sonra geldi.
Olayın İsrailliler ve Amerikalılar
tarafından anlatılan öyküleri arasında bunlara benzer
pek çok çelişki var.
Kongre'nin anlaşılmaz tutumu
En büyük tuhaflıklardan biri de, Liberty
olayının, Amerikan deniz kuvvetleri tarihinde Kongre
tarafından soruşturulmamış bu tür tek olay oluşu. Oysa
meselâ Arap Körfezi'nde USS Stark'ı vuran tek bir Irak
füzesiyle ilgili olarak 300 kişinin katıldığı, yedi
ay süren bir soruşturma yapılmıştı. Liberty'nin sağ
kalan 250 mürettebatı, İsrail'in, 75 dakika boyunca
gemilerine saldırdığı olay hakkında yalan söylediğini
iddia ediyor, ama hiçbir Kongre üyesi hakikati bulmak
için parmağını kıpırdatmıyor. Sorduğunuz zaman, Kongre
üyeleri, 1967'den bu yana çok zaman geçti, İsrail'den
de tazminat talep edilemez, diyorlar.
Saldırıdan birkaç dakika sonra, Liberty'de
bulunanlardan birkaçı, geminin çok yakınında bir periskop
gördüklerini bildirmişler. Periskop, bir gözükmüş ve
kaybolmuş.
Birkaç hafta sonra, Liberty'nin sağ
kalan mürettebatından Joe Lentini, Portsmuth Deniz Hastanesi'nin
kafeteryasında bir başka denizci ile karşılaşmış. Lentini'nin
üniforması üstündeymiş, gemisinin adı, "USS Liberty"
de üniformasının üstünde okunuyormuş haliyle. Öbür denizci,
"Sen de orada mıydın?" diye sormuş ve şunları
anlatmış: "Ben de denizaltıdaydım. Her şeyi gördük.
Fotoğraflar çektik. Bunları bir subay Pentagon'a götürdü."
Lentini öylesine şaşkına dönmüş ki,
ne denizcinin ne de denizaltının adını almayı akıl etmiş.
Sonra bakındığında da adamı tekrar bulamamış.
Liberty'den arkadaşım Jim O'Connor'a,
bizim civarımızda seyreden bir denizaltıyla ilgili birşeyler
bilip bilmediğini sordum. Jim'in Liberty'deki görevi
bu tür şeyleri en iyi bilen insanlardan olmasını sağlıyordu.
Jim, "Bunu nereden öğrendin, bilmiyorum,"
dedi. "Evet, yakınımızda bir denizaltı vardı. Ama
bunu başka yerde tekrarlarsan yalan söylediğini söylerim."
Bu andan, 25 yıl sonraki ölümüne kadar Jim o denizaltıdan
bir daha hiç bahsetmedi. Ben üstelediğimde de, ilk konuşmamızda
söylediğini inkâr etti.
Sonraki birkaç yıl boyunca, kilit konumlardaki
üç başka deniz subayı, o sırada yakınımızda o denizaltının
bulunduğunu doğruladı: "Üç taneydiler. Saldırı
sırasında genellikle dipteydiler, sonra çarçabuk
harekete geçtiler."
Çabuk yok et o sinyali!
Liberty'nin telsizcilerinden Charles
Rowley bana, saldırıdan hemen önce çok kısa bir sinyal
yakaladığını, bunu Washington'a ilettiğini, ancak Washington'dan
çok garip bir karşılık aldığını anlattı. Ona, bu sinyalin
her türlü kopyasını derhal yok etmesini ve gelecekte
bu sinyalin benzerlerini alırsa kesinlikle kaydetmemesini
söylemişler.
Rowley, bir denizaltı sinyalini yakaladığını
düşünmüş ve bu düşüncesini birkaç teknisyene açmış.
Onlar "Siyanür Projesi"nden bahsetmişler ama
pek fazla bir şey söylemek istememişler. Daha önce haritada
gördüğümüz ve olsa olsa bir denizaltı rotasıdır diye
düşündüğümüz hat, o sinyal ve "Siyanür", bütün
bunlar muhtemelen bir denizaltı operasyonuyla ilişkiliydi,
bundan pek az kişi haberdardı ve bunların çoğu da Liberty'nin
uğradığı saldırıda öldüler.
| |
M. Ennes Jr., 1988'de, Lyndon Johnson
arşivi düzenlenirken USS Liberty ile ilgili belgelerin
arasına konan bir tutanağın da ("Frontlet 615")
Mısır sularında bir denizaltı operasyonuyla ilişkisi
olduğunu düşünüyor. Bu bir "hassas" operasyon.
USS Liberty'nin sağ kalan ve işin peşine düşen elemanları
olarak, olabilecek her mercie başvurduklarını ve Siyanür
Projesi veya sözkonusu tutanağa ilişkin hiçbir belgeye
ulaşamadıklarını anlatıyor. Hükümetin elinde, Liberty
yakınlarında bir operasyon yürüten denizaltılara dair
de hiçbir kayıt yokmuş, öyle demişler onlara. Şimdi
yine M. Ennes Jr.'ı dinleyelim. |
1997 Şubat'ında, bir adamla ilişkiye
geçtik. Kafeteryadaki o ilk denizci gibi o da bize şunları
söyledi: "Oradaydım. Saldırıyı periskoptan izledik
ve fotoğraflar çektik. Haberlerde Liberty'nin sadece
beş dakikalığına saldırıya uğradığı söylendi, ama saldırı
bir saatten fazla sürmüştü."
Bu kişi, denizaltı mürettebatının önemli
elemanlarından biri olduğunu söyledi, ama ismini vermeyi
ve başkalarının önünde olayı anlatmayı istemedi. Anlatırsa
cezalandırılmaktan korkuyordu. Hiç değilse bize denizaltının
adını verdi: USS Amberjack BB522. Görevlerinin Mısır
sularında keşif yapmak olduğunu da söyledi.
Savunma Bakanlığı'ndan, geminin tarihini
araştırdığımızda, sahiden de o tarihte orada olduğunu
doğruladık.
İnternette denizcilikle ilgili siteleri
dolaşa dolaşa, Amberjack'in dört üst düzey denizcisiyle
daha ilişkiye geçmeyi başardık. Onlar da bize saldırı
sırasında USS Liberty'nin çok yakınında bulunduklarını,
saldırıyı izlediklerini anlattılar. Hattâ o kadar yakındaymışlar
ki, patlama sesleri o kadar güçlü işitiliyormuş ki,
Amberjack mürettebatından bazıları kendilerinin dipten
saldırıya uğradıklarını sanmışlar.
Hepsi denizaltı subayı olan ve olay
sırasında üst düzey görevlerde bulunan bu kişiler bugüne
kadar hiç kimseye bu olayla ilgili hiçbir şey anlatmamışlar.
Liberty saldırıya uğradığı sırada onun çok yakınında,
"hattâ neredeyse tam altında" bulunduklarını
söylüyorlar.
Aynı zamanda, Amberjack'in periskoptan
fotoğraf çekebilmek için gerekli donanıma sahip olduğunu,
ama o sırada fotoğraf çekilip çekilmediğini hatırlamadıklarını
ileri sürüyorlar. Ancak, Gazze açıklarında bulunan USS
Trutta SS421, USS Requin SS481 ve bir Fransız, bir de İtalyan denizaltısının da fotoğraflar çekmiş olabileceğini
belirtiyorlar.
Amberjack'in kaptanıysa her şeyi inkâr
ediyor. Liberty'de ölen iki subayla yakından tanışan
August Hubal, telefon görüşmemizde, denizaltısının saldırı
sırasında Liberty'ye 100 mil mesafede bulunduğunu ileri
sürüyor. Kendi mürettebatından dört kişinin anlattıklarını
ona ilettiğimizde, "Yanılmış olmalılar," dedi.
Muhtemelen o zamanın güvenlikle ilgili kısıtlamalarından
fazla etkilenmiş olmalı.
Fotoğraflar kanıtlayacaktır
Bütün bunlar niye önemli?
30 yıl önce İsrailliler, Liberty'nin
sağ kalan denizcilerini yalancılıkla, anti-semitizmle
suçladılar. Kongre, bu denizcilerin öykülerini dinlemek
bile istemedi. Bu insanlar adalet istiyorlar.
Denizaltıdan çekilmiş fotoğraflar bulunsa,
gemideki Amerikan bayrağı apaçık gözükürken jetlerin
gemiyi bombaladığı, gemideki bütün kimlik belirtici
işaretler ortadayken İsraillilerin torpil attıktan sonra
yakına gelerek ateşe devam ettikleri, suya atılmış kurtarma
botlarına sistemli bir şekilde ateş edildiği belki de
açıkça görülecek.
|