|
Dostlar arasında bir geminin lafı mı
olur?
Mâlûm, başlıca konumuz terörizm. Herkes
terör uzmanı. En birinci uzman "Türkiye".
Medyamızın tepesinden buyuruluyor ki, bu mevzuda sakın
ola ki çatlak ses çıkmasın.
E, bütün bunlar azıcık onuru olan herkesi
kışkırtıyor haliyle. Ben de şimdiye kadar başarıyla
uzak durduğum casusluk masusluk bölgelerine dalarak,
sizi şöyle ağzınıza layık bir terör eyleminden haberdar
edeyim istedim. Bilenler cehaletime versin, ben yeni
öğrendim.
Amacım, hem "terörizm" kavramını
öyle uluorta kullanmanın pek mâkûl bir davranış olmadığını
hem de vatandaşlarının canı ve malı konusunda dünyanın
en hassas devleti olduğuna inandığımız ABD'nin, her
zaman her durumda böyle davranmadığını göstermek. Yani
uğradığı bir saldırıdan sonra ABD'nin ille de bütün
dünyayı savaşa sürüklemesi Allah'ın (ya da İsa'nın,
ner neyse) emri değil.
Ahkâmı bırakıp konuya geliyorum:
1982'de, ABD'nin meşhur istihbarat
servislerinden NSA'yı (National Security Agency) konu
alan The Puzzle Palace kitabıyla "bestseller yazarı"
sıfatı kazanmış Amerikalı araştırmacı gazeteci James
Bamford, "dünyanın en büyük, en gizli ve en modern
casusluk örgütü" ile uğraşmayı bırakmadı ve 2001
Nisan'ında, ABD'nin büyük istihbarat başarılarını ve
skandallarını birarada konu aldığı Body of Secrets adlı
ikinci kitabını çıkardı. (Kitap hakkında kabaca bilgi
edinmek için tanıtım yazıları BU
ADRESTE - TIKLAYABİLİRSİNİZ.) Der Spiegel dergisinde
Siegesmund von Ilsemann, Bamford'un kitabındaki en çarpıcı
bölümlerden birini özetledi (Der Spiegel 17/2001; meraklısıysanız,
BURAYA
TIKLAYABİLİRSİNİZ.). Bendenizin bu dizinin bu ilk
bölümünde aktaracakları esas olarak Der Spiegel'deki
bu yazıya dayanıyor. Önce bunları sunup bir giriş yapayım
konuya, yarın, öbür gün, birinci elden kaynaklardan
faydalanarak arkasını da getireceğim.
Kimin yaptığı ilk andan biliniyor
Yazı, USS Liberty gemisinin telsizcisi
Joe Ward'un imdat mesajıyla başlıyor:
"Uçaklar ve hücumbotlar bize saldırıyor!"
Bir saat onbeş dakika sonrası şöyle:
USS Liberty, napalm bombasını yemiş,
yanmaktadır. Bir torpil, geminin gövdesinde "balinanın
geçebileceği büyüklükte" bir delik açmıştır. Hücumbotların,
Mirage ve Super Mystère bombardıman uçaklarının makinelileri,
geminin güvertesine 850'den fazla isabet kaydetmiştir.
Bu manzara ortaya çıktığında, şu işe
bakın ki, sadece Akdeniz'deki 6. Filo'nun kumanda merkezi
değil, 9500 kilometre ötedeki Washington'da bulunan
yetkililer de, bu işi kimin yaptığını bilmektedirler.
34 "ABD vatandaşı"nın can verdiği, 171'inin
(Der Spiegel 170 diyor, ama USS Liberty'nin sağ kalan
mürettebatına göre 171) yaralandığı, milyonlarca dolar
değerindeki bir özel geminin harap olduğu saldırının
sorumlusu kimmiş dersiniz?
Geleceğiz. Az sonra.
Tuhaflık, dünyanın herhangi bir yerinde
bir vatandaşı öldüğünde yeri göğü birbirine katan ABD'nin
bu işin tantanasını yapmamasından belli. Olay örtbas
ediliyor. (Örtbas etme konusunda yarın öbür gün sunacağım
ayrıntılar dudak uçuklatacak cinsten, bildiriyorum.)
O sıradaki ABD Başkanı Lyndon Johnson, USS Liberty'nin
"bir yanlışlığın kurbanı olduğunu" yemiş görünmüş,
özürleri de kabul etmiş, bitmiş.
Johnson adından da anlamış olmalısınız
ki, olayın tarihi eski. 8 Haziran 1967. İsrail ile Araplar
"Altı Gün Savaşı"na tutuşmuş durumda.
Bu bilgileri bize veren Amerikalı araştırmacı
James Bamford, USS Liberty'ye saldıran devletin "yanlışlık
oldu" açıklamasını ve özürünü hiç de inandırıcı
bulmuyor. Çünkü Lockheed EC-121 tipi bir casus uçağı
o sırada USS Liberty'nin üstünde dolaşıyormuş ve İsrailli
askerî yetkililerin bütün telsiz muhaberatını dinlemiş.
Niye mi İsrailliler? E, gemiye saldıran onlar da ondan!
Yanlışlık değil, kasıtlı saldırı
Bamford'un yazdığına, Der Spiegel'in
de aktardığına göre, Amerikalı subaylar ve gizli servis
elemanları, ortada bir yanlışlığın filan olmadığından,
İsrail'in hangi gemiyi batırmak istediğini çok iyi bildiğinden
emin. Hattâ, "gemideki bütün mürettebatı farelerle
birlikte denizin dibine göndermek istedikleri"
o kadar belli ki, diyormuş uzmanlar, kurtarma botlarına
bile ateş ettiler, kasten.
Siz sormadan ben sorayım: Peki niye?
Bamford'un açıklaması şöyle: Kıyı şehri
Al-Ariş'te İsrail tankları, Hintli askerlerden oluşan
bir Birleşmiş Milletler Barışgücü birliğini imha etmiş,
sonra da bir BM karargâhını bombalamışlar. Ve USS Liberty'nin,
bu devlet suçlarına ilişkin kanıt toplamaya çalıştığı
endişesine kapılmışlar.
NSA'nın o sıradaki başkan yardımcısı
Louis Tordella, saldırıdan iki hafta sonra, şöyle demiş:
"Emri, muhtemelen USS Liberty tarafından kendi
faaliyetlerinin gözetlendiğini sanan bir üst düzey komutan
verdi, Sina yarımadasından."
Bu olay bugüne kadar Amerikan gizli
servislerinin en sıkı sakladığı sırlar arasında bulunuyor,
Amerikalı yazar James Bamford'un dikkati çektiği üzre.
Konuşma yasaklarıyla filan...
Ancak, USS Liberty'de 75 dakika boyunca
o dehşeti yaşayan, suya attıkları kurtarma botlarının
bile özel olarak sistemli şekilde tarandığını gören
ve her şeye rağmen sağ kalan insanlar, o gün bugündür
olayın peşini bırakmamış durumda. Yarından itibaren,
onların olay hakkında bulup buluşturduğu verileri, görüşlerini,
kendi değerlendirmemizi oluşturmaya yarayacak her şeyi
aktarmaya çalışacağım. Herhalde ilgiyle okuyacaksınız.
Önümüzdeki günlerde hayatımıza yön verecek olan Asil
Kartal'ın asaleti hakkında fikir sahibi olmak isterseniz
bunlar çok işinize yarayacak sanıyorum.
İtirazı olan da, önce James Bamford'a
başvursun - tabiî adamın NSA üzerine iki kitap yazmış
olduğunu, kitaplarında bu tür olayları anlattığını,
ancak ABD devletinin kendisine yönelik tekzip veya taciz
cinsinden girişimlerde bulunmadığını, aksine, Bamford'un
mesleğini yürütmeye güzel güzel devam edebildiğini,
ABC televizyonunda Peter Jennings ile birlikte "World
News Tonight" programını yaptığını, pek çok yazısının
New York Times Magazine, Washington Post Magazine ve
Los Angeles Times Magazine'e kapaktan girdiğini hesaba
katarak. Veya Der Spiegel'e gitsin, niye bunları aktarıyorsunuz,
kardeşim, siz aktarmasaydınız, bu herif (ben yani -
ük) NSA üstüne bir kitabı hayatta okumazdı, sizden alıp
çevirip buraya koymazdı, gidip USS Liberty'nin hak ve
adalet arayan elemanlarının web sitesini bulmazdı, Türkiye'de
de şimdi bir sürü insan bunu öğrenmezdi, desin.
|