Kenarda köşede kalanlar

Bizim medya bu haberleri büyütmüyor. Olan bitenin bir bölümünü, hep aynı taraftan bakarak yaşamamızı istiyor. Bunlar da dikkatimizden kaçabiliyor.
Arap yolcuları indirdiler - ABD'de Norfolk Havayolları'nın Philadelphia-Salt Lake City seferini yapmaya hazırlanan yolcu uçağındaki dört Arap yolcu, öbür yolcuların "bunlarla birlikte seyahat etmeyiz" diye ayaklanması üzerine uçaktan indirildi (Akşam, 22 Eylül). Bu insanlar gidecekleri yere nasıl gittiler, bilmiyoruz.
"Fos çıkan", teröristler - Gazetelerde koskocaman yeralan haberleri okumakla yetiniyorsak şunları biliyoruz: Saldırıları ısame Bin Ladin yaptırdı, buna dair kesin kanıtlar var, teröristlerin kimlikleri belirlendi, vs. Oysa 24 Eylül'de Akşam'da bir sayfanın dibinde, ama hiç değilse azıcık büyütülmüş olarak, Milliyet'te ise yine sayfa dibinde küçücük yeralan haberlere göre, soruşturma "Arap saçı"na döndü ve sekiz terörist daha "fos çıktı". Yani bize 'intihar eylemini yapan teröristler' diye sunulan insanların bir kısmının daha, ülkelerinde, işinde gücünde, normal insanlar olduğu anlaşıldı.

Rakamlar da yoruma mı tâbi?

Afganistan'daki mayınlar, bugün belki de dünyanın en öndegelen insanî sorunlarından biri. Yaklaşık 10 milyon mayının ülkenin çeşitli yerlerinde durmadan can aldığı, özellikle çocukları sakat bıraktığı biliniyor. Basınımız, epey gecikmeli de olsa, bizi bu trajediden haberdar etmeyi münasip gördü. Ancak kazara birkaç gazeteye göz atacak olursanız, 10 milyon mayının "sadece Pakistan sınırında" mı, yoksa "tarlalara, dağ eteklerine, yol kenarlarına, şehirlerin çevresine, sulama kanalları etrafına" yayılmış olarak mı bulunduğunu, yoksa "ülkenin % 80'ini mi kapladığını" (düşünün, mayınlar, ülkenin % 80'ini "kaplıyor"muş!), bu mayınlar yüzünden her yıl 4000 kişinin mi yoksa 7000-7500 kişinin mi öldüğünü, bu mayınların tamamen temizlenmesi için 10 yıl mı 20 yıl mı gerektiğini... tahmin etmeye çalışırken bulabilirsiniz kendinizi. (26 Eylül)

Yazıişleri çalışıyor!

Kim demiş meslektaşlarımız zihin çalıştırmıyor, arşivlere dalıp uğraşmıyor, yaratıcılık göstermiyor diye? ışte Akşam'dan (26 Eylül) müthiş bir karşı kanıt! Arka sayfa kadın kontenjanı için bugünlerde neler iyi gider? Bunu sormuşlar kendilerine. Cevabını bulmuşlar (bakınız mayo). Buna göre malzeme de bulmuşlar. E, artık bu kadar yüzdükten sonra, kuyruğunu da, "ABD'li seksi model... Sahil Güvenlik'te yakaladığı şöhrete tekrar kavuşabilmek için atağa geçti" diye getirmek zor olmasa gerek. Tabiî Donna'nın "eski günlerine dönmek" için ne yaptığına dair bir şey öğrenemiyoruz. Zaten o da bir şey yapmıyor. Sadece Amerikan bayraklı fotoğrafını Akşam'ın elinde bulunduruyor. Bayılıyorum böyle gazeteciliğe. Daha doğrusu, şöyle izah edeyim: Böyle bir işin adının gazetecilik olmasına...

Fatih Hoca, bu işe sen bak!

İtalya'nın medya ve başka şeyler patronu başbakanı Berlusconi, aklı başında bütün insanların gözünde çok tehlikeli bir toplum modelinin simgesiyken, bizim basının gözünde pek muteber bir kimse. Hele Fatih Hoca'ya gösterdiği yakın ilgi... Fatih Hoca ile teklifsizliği... Fatih Hoca'nın onunla sık sık "oturup konuşuyor" olmasının bize verdiği onur... Fatih Hoca ile ilişkisi, adamın aynı zamanda Milan başkanı olmasından, bilmem hatırlatmama gerek var mı. Zat, Berlin'de gazetecilerle görüşürken, Batı uygarlığının ıslâm'dan üstünlüğüne dair, kendisini bilenlerin tam da kendisinden bekleyeceği türden, ırkçılıkla mâlûl bir beyanda bulunuverdi. Medyamız bozuldu (27 Eylül). "E, ne yaptın başkan, oldu mu yani şimdi?" üslûbunda takıldılar hadiseye. Yahu, adam kendi ülkesinin azgelişmiş bölgelerindekilerin bile daha düşük bir uygarlık sınıfına mensup olduğunu demeye getiriyor, hiç mi haberiniz yoktu sizin? Bu durumda bence Fatih Hoca'yı bir millî görev daha bekliyor. Kendisinin zorlanacağını sanmam.

Pısırık değil, "üslubu farklı"

Basınımızın bir bölümü, nasılsa bizzat gidip savaşma tehlikesiyle yüzyüze olmadığı için, 'milletin çocuklarını da bize sayıyla mı verdiler' rahatlığıyla, ille de savaşmak istiyor, hepinizin mâlûmu. Kışkırtıcı yayın çizgisinin en önemli unsurlarından biri, varolan TC hükümetini "pısırıklık"la suçlamak. "Ankara niye ortalara atlamıyor?" diye özetleyebileceğimiz yaygaralar yapılıyor. Ancak, meğer Ankara "oldukça aktif"miş, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e söylediğine göre. Özkök'ün 27 Eylül'deki yazısından, kendisinin bugüne kadar Ankara'nın ne yaptığı ettiği hakkında en küçük bir fikrinin olmadığını öğreniyoruz; ne ilginç! Cem'le konuşunca Özkök birden "objektif" gazeteci haline gelmiş. Şimdiki hükümetin "üslûp ve yaklaşım"ının Özal dönemindekiyla "taban tabana zıt" olduğu sonucuna varmış. İyi ya da kötü demiyor, sırf "farklı" diyor. Üstelik bunu yetkili biriyle konuştuktan sonra söylüyor. Yani bir gazetecinin davranması gerektiği gibi davranıyor. 27 Eylül tarihini bir yere kaydedin, her yıl kutlarız bakarsınız.

Kuzey İttifakı Kabil'de

Müjdeler olsun! Yoksul ve talihsiz Afganlıların tepesine haftalarca bomba yağdırıldıktan, çocuklar öldürüldükten, milyonlarca kişi çetin kış koşulları altında açlığa mahkûm edildikten sonra, nihayet özgür dünyanın gözbebeği Kuzey İttifakı Kabil'e girdi. Taliban güçlerinin şüphe uyandıracak kadar çabuk ve kolaylıkla ortalıktan çekilmesi tabiî ki hayra alâmet değil, ama şimdilik buna takılmıyoruz. Yine de, ortadaki durumun tuhaflığı ve o bel bağlanan Kuzey İttifakı güçlerinin daha ilk dakikalardan itibaren gösterdikleri vahşet, Hürriyet gazetesini bile tedirgin etti. İngiliz gazetelerinin yayımladığı yukarıdaki fotoğrafı Hürriyet de bastı. Fotoğrafta, özgür dünya adına Kabil'i ele geçiren Kuzey İttifakı askerlerince büyük ihtimalle ya tecavüze uğramış ya da makatına birşeyler sokulmuş bir Taliban esiri -evet, esir!-, üç kişi tarafından kurşuna dizilirken görülüyor. Yerde, aman dileniyor. Ama olan olmuş. Zaten o Taliban! Ona her şey mübah. Medeniyet, işte, medeniyete kafa tutanları böyle yapmaktır. Ya da kendi elini kirletmeden, birilerine yaptırmak. Aferin!.

"Allah var" dedirten son hadise

ABD'nin Afganistan harekâtının siyasî-askerî ve diplomatik sonuçları ortada. İnsanî sonuçlarıysa büyük bir titizlik ve hunharlıkla gözlerden ve vicdanlardan saklanıyor. Şu anda orada insanlar açlıktan, çocuklar hem açlık hem soğuktan sapır sapır dökülüyor, onar yirmişer ölüyorlar. "Uygar dünya"nın taktığı yok. Ve uygar dünyanın lideri, büyük insan Dabılyu Bush, kimbilir kaç Afganlı miniğin daha hayatını kaybettiği 45 saniyelik bir zaman dilimi boyunca baygın kaldı, doktorların müdahalesiyle hayata döndürüldü, vesaire. Bush bu duruma kraker tıkınırken düşmüştü. Tıpkı 11 Eylül'deki korkunç saldırıların hiç değilse Amerikalılara dünyanın yoksulları karşısındaki konumlarını düşündürmesini umarak teselli aradığımız gibi, burada da böyle bir teselli arayabiliriz belki. Bush'un "niye boğazımda kaldı bu kraker?" diye düşünmesi zayıf bir ihtimal olsa da. (16 Ocak 2002)


11 EYLÜL YAZILARININ BAŞLIK VE LİNKLERİNİN
YERALDIĞI SAYFAYA DÖNMEK İÇİN BURAYI TIKLAYIN >>>