Tuhaf ve çelişkili bir senaryo:
İddianame (fezleke de olabilir)

(Ü.K.)

 

Kızıltepe savcısı Pınar Haktanır Akkoç'un hazırlayıp Mardin Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği, Mardin Cumhuriyet Başsavcısının da kabullenip iddianameye dönüştürdüğü fezlekeye göre, 21 Kasım 2004 gecesi Kızıltepe'de şunlar oldu:

1. Polis ihbar üzerine Ahmet Kaymaz'ın evini gözetlemeye aldı.
2. Ahmet Kaymaz, evin izlendiğini fark edince, evdeki bir PKK'liyi arka taraftan kaçırmak istedi.
3. 'Kabat' kod adlı Nusret Bali'nin kaçabilmesi için, Ahmet Kaymaz dışarı çıktı, oğlu Uğur Kaymaz'ın da kolluk güçlerince Nusret Bali zannedilmesini sağladı.
4. Operasyon süresince polis memurları son görev yerlerine henüz yerleşmemişlerdi, hava karanlıktı, polislere gece görüşü sağlayacak aletler temin edilmemişti.
4. Polis "dur" uyarısı yaptı.
4. Bu kişiler ateşle karşılık verdi.
5. Küçük Uğur silah kullandığı için, onun Ahmet Kaymaz'ın oğlu Uğur Kaymaz olduğu anlaşılamamıştı.
6. "Sanık polisler canlarını korumak için ateş ettiler ve hedef gözetmediler".
7. Aynı polisler, maktullerin hayati yerleri olan göğüs ve sırt bölgelerine ateş ettiler.
8. Çatışmanın ardından Uğur ve Ahmet Kaymaz'ın (cesetlerinin) yanında kalaşnikof marka 2 tüfek, 4 şarjör ile 2 adet Rus yapımı savunma tipi parça ve basınç etkili el bombası bulundu. Bu silahlardan biri daha önce bir karakol baskınında kullanılmıştı.
9. Çatışmanın ardından, yani Uğur ile babası vurulmuş yerde yatarken sanık polislerden S.A., Ahmet Kaymaz'ın bacağına birden fazla defa ateş etti.
10. Ancak Adli Tıp raporuna göre bu atışlar hayatî tehlike yaratacak türden değildi.

İlk soru şu: Ahmet Kaymaz ile oğlu bir yere mi gidiyorlardı ki polis "dur" uyarısı yaptı? Kamyonun yanında duruyorlardı; en fazla, ev ile kamyon arasındaydılar; "dur" uyarısı niye yapılmış?
Büyük ihtimalle bu soruyu ortadan kaldırmak için savcı fezlekesinde, "maktullerin olay sırasında hareketli ya da sabit olup olmadıklarının tespitinin tıbben mümkün olmadığını" belirtiyor.

İkinci soru daha karmaşık: Diyelim Ahmet Kaymaz sahiden evinde polisin yakalamak istediği birini barındırıyordu ve onu arka taraftan kaçırmak istedi ve polislerin dikkatini çelmek için oğluyla beraber evin önüne çıktı. Bu durumda yanına iki tüfek, iki el bombası alıp "ya Allah" diye polislere girişmiş olması akla yakın mıdır? Sanık polislerin hem "canlarını korumak için, hedef gözetmeden" ateş ettiğini hem de "maktullerin hayatî yerleri olan göğüs ve sırt bölgelerine" kurşun sıktığını aynı anda iddia eden bir savcının bu mantık sorusunu cevaplamayı aklından bile geçirmeyeceğini tahmin edebiliriz.

Geçelim bir başka soruya: karşılıklı birbirine ateş eden iki taraftan biri, ötekilerin "sırt bölgesine" nasıl mermi isabet ettirebiliyor? Fizik de mi iptal, aklama kaygılarının gölgesinde? Berberlerin ense tıraşı göstermek için aynaya ayna tutması tarzında bir ateş etme biçimi henüz icat edilmedi bildiğimiz kadarıyla.
Metin tamamen, devlet görevlilerinin bu işten az zararla sıyırmasını sağlama amacına göre hazırlanmış belli ki. Baksanıza, vurulmuş yerde yatan adama sonradan kimbilir kaç el ateş edilmiş olmasının vebalini bile "bu atışlar hayatî tehlikeye yolaçacak türden değil" diye hafifletmeye çalışan ifadeler içeriyor.
Ayna probleminin çözümü de belki burada. Çünkü, bir adama karşıdan ateş edilirken bacağından da vurulmuş olması, sonra, yerde yatarken "sırt bölgesine" mermiler atılmış olması çok daha mâkûl.
Ama böyle düşünsek bile, metnin otopsi raporunu niye hiçe saydığı sorusu ortada kalıyor. Çünkü otopsi raporunda, "Ahmet Kaymaz'ın uyluk ve sol eline 2 adet, göğüs kısmına 4 adet, sırt bölgesine 2 adet olmak üzere toplam 8 adet merminin isabet ettiği" yeralıyordu. Hani bacağa sıkılmış mermiler?

Fezlekenin içerdiği "kaygılar"a dair bir soru daha: madem polise ateş edilmiş, niye polisin karşılık vermesi tamamen meşru kabul edilmiyor ve "hava karanlıktı" şuydu buydu diye ilave meşruiyet dayanakları aranıyor? Polisin yakalamak istediği birini kaçırmak amacıyla dışarı çıkıp kalaşnikoflarla polise ateş açılması gibi bir durum güpegündüz meydana gelse polis ne yapacaktı ki?

Türkiye'de bu tür metinler, birilerinin bir davanın nasıl sonuçlanmasını istediğine dair niyet bildirimleri olmaya devam ediyor anlaşılan.


PENCEREYİ KAPAT