Kızıltepe cinayeti
21 KASIM'DAN 2004 SONUNA
KADARKİ GELİŞMELER

(Ü.K. / H.A. / B.U. / G.G.)

 

Önce devlet refleksi

29 Kasım'da İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, baba-oğulun polisin 'Teslim ol' çağrısına silahla karşılık verdikleri için öldürüldüklerini öne sürdü. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda İçişleri Bakanlığı'nın 2005 bütçesi görüşülürken CHP Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek Kızıltepe'deki katliamdan sözetti. Özyürek, Mardin Valiliği'nin "çelişkili açıklamalarına" dikkat çekti ve şöyle dedi: "Ahmet Kaymaz'ın komşuları ve Uğur Kaymaz'ın öğretmeninin ifadeleri açıkça gösteriyor ki; polis önce taramış, sonra beş-altı el ateş ederek bu iki vatandaşımızı öldürmüştür. Bu olay insan hakları açısından çok vahimdir. Bir insanlık suçudur Olay nedeniyle ilçede protestolar yaşandı, ancak polis bu protestolara sert müdahalede bulundu. Bazı illerimize AB mevzuatı gelmemiştir. Oralarda bazıları bildiğini okumaktadır."
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu bu sözleri cevaplarken, polisin kendisine verdiği bilgiyi aktardı. Buna göre, PKK/ Kongra Gel "dağ kadrosundan" iki-üç militan eylem yapmak için Kızıltepe'ye gelmişti ve bir evde saklanmaktaydı. Baba-oğulun öldürüldüğü operasyon bu istihbaratla başlamıştı. Aksu bu sırada, şüphesiz en azından kendisinin "siyasî tarihine" geçecek olan şu hikâyeyi anlattı: "Evin etrafı çember altına alınıyor. Sabah olunca 'Teslim ol' çağrısı yapılıyor. Silahla karşılık verince de müsademe yaşanıyor."
Kimse ses çıkarmasa bize bu versiyonu yutturmaya çalışacağı anlaşılan bakan, yine de ne kadar duyarlı olduklarını belirtti: "İnsan hakları ihlali konusunda en ufak tavizimiz yok, kim suçluysa gereği yapılacak." Bakanın dediğine göre, olayı incelemek için mülkiye başmüfettişi ve polis müfettişi gönderilmişti.
Aynı sıralarda, TBMM İnsan Hakları Komisyonu'ndan AKP'li Mehmet Nezir Nasıroğlu ile CHP'li Hüseyin Güler Mardin'de vali ve emniyet müdürüyle, Kızıltepe'de kurbanların ailesiyle görüşüyordu. Nasıroğlu görüşmelerden sonra gazetecilere, "Benim tahminime göre," dedi, "12 yaşındaki bir çocuk ne silah kullanabilir ne de terörist olabilir. Okula gider."

Sonra açığa alma

Abdülkadir Aksu'nun sözünü ettiği müfettişler hızlı çalıştı. İlgililerin ifadeleri tamamlanmak üzereyken, Mardin Emniyet Müdür Yardımcısı Kemal Dönmez ile üç özel harekat polisi açığa alınıverdi. Bunlar, operasyonu yürüten amirle buna katılan polislerdi.
Bu arada, olayda kullanılan silahlar, bulunan mermi kovanları ve öldürülen baba-oğulun elbiseleri İstanbul ve Diyarbakır'a, adlî tıp ve kriminal büroya gönderilmiş, incelenmekteydi ve soruşturma bu incelemenin sonuçları alınınca tamamlanacaktı.
Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, Kızıltepe'de gördüklerinden ve dinlediklerinden hayli etkilenmişe benziyorlardı. NTV'ye konuşan CHP Mersin Milletvekili Hüseyin Güler, "12 yaşındaki bir çocuk nasıl terörist olur?" diye soruyor, sorumluların mutlaka yargılanması gerektiğini vurguluyordu. "Çatışmada çocuğun ayağında bir sandalet bağlı, babada da terlik gibi ayakkabı," diye anlattı Güler. "Soru işaretleri var. Emniyet'in çatışma diye ifadesi var. Terlikler teyit edildi. Giyim tarzları normal. Yolculuk hazırlığı için eşyayı koymaya gidiyor. Yemek sofrada bekliyor. Kamyonda çatışma izi yok."

Medya da baktı ki...

Türkiye medyası elbette devletin her türlü icraatına duyduğu öncesiz sonrasız hürmet içerisinde, katliamın devlet katında nasıl değerlendirileceğini görmeyi bekliyor, üstünden on gün geçmesine rağmen olayın üstüne gitmiyordu. 1 Aralık'ta Hakkı Devrim "basının vicdan azabı"ndan bahsetti: "...Mardin-Kızıltepe'de 21 kasım pazar akşamına yakın, güvenlik güçleri iki kişiyi öldürdü: 31 yaşında kamyon şoförü Ahmet Kaymaz ile 12 yaşındaki oğlu, beşinci sınıf öğrencisi Uğur Kaymaz. Basın hadisenin vahametini anlamakta gecikti. Dur emrine silahla karşılık veren iki terörist haberi, hele bir ilkokul öğrencisinin cesedi ortalardayken, kolay kabul edilir hikâye değildi. Beni faciaya, itiraf ederim ki pazartesi günkü yazılarıyla Umur (Talu) ve Yıldırım (Türker) uyandırdılar. Vaktinde ve yeterince ilgilenmeyen gazeteleri ve köşekadılarını ağır bir dille eleştiriyorlardı. Umur dün, erken uyananların, yani hoş görülebilirlerin dökümünü de verdi: Ergun Babahan, Ömer Lütfü Mete (Sabah), Ahmet Şık, Murat Çelikkan (Radikal), Fehmi Koru, Ahmet Taşgetiren, Kürşat Bumin ile Alper Görmüş (Yeni Şafak), Mutlu Tönbekici (Vatan), Hikmet Çetinkaya (Cumhuriyet), ve Birgün, Evrensel, Gündem gazeteleri dahi... Dün, bu konuda kaleme davrananların sayısı artmıştı."
Bu sayının artmasına yolaçan, şüphesiz, hükümetin de ilk andaki geleneksel Türk yöneticisi refleksiyle işi boğuntuya getiremeyeceğini anlaması ve azıcık kıpırdanmasıydı.
Basın, DEHAP'lıların, hattâ Kızıltepe halkının protesto eylemlerini görmezden gelebilirdi. Ancak olayla ilgilenen milletvekilleri ortalıkta açık açık ve yüksek sesle konuşmaya koyulmuşlardı.

Milletvekilleri sahnede

CHP Mersin Milletvekili Hüseyin Güler soru üstüne soru atıyordu ortaya: "Baba-oğul gözaltına alınmak yerine, neden operasyon düzenleniyor? Baba oğul saldırıya gidiyor olsa, ayaklarında sandaletler olur muydu? Emniyet, 'hava muhalefeti vardı, çocuk olduğunu göremedik' diyor. Tam görüş sağlanana kadar neden beklenmedi? Çocuk sırtından vurulmuş, vücudunda 8, kol ve bacaklarında 5 kurşun var. Babada da 5 kurşun var. Çocuk yerde yüzüstü bulunmuş. Kolu yana açık, elinin yanında silah var. Ellerin, koruma refleksiyle vücudun altında olması gerekmez miydi? Çatışma olsa kamyonda kurşun deliği olması gerekmez miydi?"
Meclis İnsan Hakları Komisyonu heyeti üyesi AKP Batman Milletvekili Mehmet Nezir Nasıroğlu da NTV'nin "Yakın Plan" programında Erdoğan Aktaş'a, "polisin yaklaşımından ikna olmadıklarını" belirtti, "Öyle görünüyor ki başıboş bir operasyon yapılmış. O sırada Mardin yoluna kim çıksa taranıp öldürülecekti," dedi.
Nasıroğlu şöyle konuştu: "Orada yanlış şeyler olduğunu tesbit ettik. Bazı soruların yanıtlarını alamadık. (...) Polis 'dur ihtarı' verdik diyor ama kanaatimce öyle bir şey de olmamıştır. Polisin bizi ikna edecek yaklaşımları olmadı. Verilen beyanatlar yanlıştır. (...) Polisin görevi infaz değil. Suçluyu yakalamak ve adli mercilere teslim etmek."
Nasıroğlu, suçlular cezalandırılıncaya kadar olayın takipçisi olacakları konusunda güvence verdi ve, "tahminine göre" bir-iki görgü tanığının varolduğunu ancak can korkusundan konuşmadıklarını aktardı.
NTV, programa Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Yavuz Önen'i de davet etmişti. Önen, "İlk kez İçişleri Bakanlığı müfettişleri raporuyla polisler açığa alındı. Bu önemlidir," dedi.

"Yavrumuz"u bağrımıza basarken...

10 gün sonra nihayet uyanmış mıydık acaba? Zira sonunda başbakan da konuya giriyor ve şöyle diyordu: "12 yaşındaki yavrumuzla ilgili 'terörist' yakıştırmasını çok çirkin buluyorum." Evet, yakıştırma çirkindi. Azıcık daha çirkin bir hadise meydana gelmiş, "yavrumuz" delik deşik de edilmişti bu arada. Recep Tayyip Erdoğan, "Hukuk içerisinde 12 yaşındaki çocuğun konumu bellidir," diye konuştu. Gerçi Uğur artık yaşayanların hukukunun epeyce dışındaydı, ama başbakan, anlaşılan, Uğur'un arkasından bu şekilde konuşulmasından rahatsız olmuştu: "12 yaşındaki çocuğa bu yakıştırmayı yapmayı insani bulmuyorum." Erdoğan, "Gereken adım neyse bunu şüphesiz atacağız" güvencesi de verdi NTV'de, canlı yayında.
"Uyanış"ın ifadesi sadece başbakanın nihayet konuya girmesi değildi. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, olayın İnsan Hakları İlçe Kurulu gündemine alınarak araştırılması, değerlendirme sonuçlarının savcılık ve idarî makamlara iletilmesi için Kızıltepe Kaymakamlığı'na yazı gönderdi. TBMM İnsan Hakları Komisyonu'ndan sonra CHP de Kızıltepe'ye bir heyet yollamıştı, AKP heyeti de yola çıkmak üzereydi. Bu sırada Diyarbakır ve Batman Barosu'na kayıtlı 100 kadar avukat, Kızıltepeli baba-oğulun öldürülmesini "yargısız infaz" diye niteleyerek suç duyurusunda bulundu.
2 Aralık günü ayrıca Emniyet'in de olayın "üstünde" olduğunu öğrendik. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ramazan Er'in haftalık basın toplantısında soruları cevaplarkenki üslûbu, Kızıltepe'den dönen milletvekillerinin "ortada yanlış şeyler var" tesbitini doğruluyordu. Ramazan Er gazetecilere, sorumlulara görevden el çektirildiğini hatırlattı, "silahların balistik ve kirminal incelemelerinin ardından olayın daha da netlik kazanacağını" belirtti.

CHP'liler: "Çatışma yok"

Bir gün sonra CHP TBMM Grup Başkanvekili Kemal Anadol, Meclis'te bir basın toplantısı düzenleyip hazırladıkları raporu açıkladı. Kızıltepe'de incelemeler yapan üç CHP milletvekili (Mesut Değer, Ahmet Ersin ve Tuncay Ercenk), "çatışma olmadığı, maktûllerin üzerine tek taraflı ateş açıldığı" kanaatindeydi. Milletvekilleri, özellikle 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ın sırtındaki "12 mermi girişi"nden altısının "düz bir hat üzerinde ve 10 santimlik bir bölgede" bulunmasına takılmışlardı. Çünkü bu bulgular "yakından ateş edildiği izlenimini" uyandırıyordu. CHP'li milletvekillerinin görüşü netti: "Maktüllerin terlikli olması, ne tankerde ne de çevrede kurşun izi olması, maktul yakınlarının iddialarını doğrulamaktadır."
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, "Daha önce ev hiç izlenmemiş," diye anlattı. "İlk gelişlerinde emniyet güçleri operasyon yapmış." Güvenlik güçlerinin hava muhalefeti nedeniyle Uğur Kaymaz'ın çocuk olduğunu anlamadıkları iddiasına da değinen Ersin, "Hava muhalefeti varsa, kurşunlar bu kadar kısa mesafede bu kadar düzgün nasıl yer almıştır?" diye soruyordu.
CHP heyeti, "Çatışma ve operasyonlara giden güvenlik güçlerinin uzun namlulu silahlar kullandıkları bilinirken, bu olayda 9 mm'lik MP5 ve Uzi marka otomatik tabanca kullanılması da dikkat çekicidir," diye ekliyordu.

Basın "sorumluluğu"nda Hürriyet farkı

Katliam resmî düzeyde örtbas edilemez hale gelirken, sokak protestoları ve suç duyurularına, imza kampanyaları ve Uğur Kaymaz anısına hazırlanan bir internet sitesi eklendi. ("Uğur Kaymaz Kalbimizde Organizasyonu'' adını alan grubun oluşturduğu siteyi görmek ve imza kampanyasına katılmak isterseniz BURAYA TIKLAYABİLİRSİNİZ).

Hürriyet gazetesi böylece Kızıltepe katliamı ile ilgili olarak gönlünce haber yapabilme fırsatını yakaladı: "Uğur'a web sitesi açıp Öcalan'ı övdüler - Özgür CEBE/DİYARBAKIR, (DHA) - MARDİN'in Kızıltepe İlçesi'nde 'terörist' olduğu gerekçesiyle babası 30 yaşındaki Ahmet Kaymaz ile birlikte öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz adına internette web sayfası açıldı. Kürtçe, 'Em te ji bir nakın' (Biz seni unutmayacağız) başlığıyla açılan sitede olaya tepki gösterenlerin mesaj ve açıklamalarına yer verildi. Uğur Kaymaz ile öğrenim gördüğü Dicle İlköğretim Okulu 5/C sınıfındaki arkadaşlarının fotoğraflarının yer aldığı sitede, olayın tanıklarına ait olduğu söylenen ifadeler de bulunuyor. (...) siteye bırakılan mesajların bazılarında güvenlik güçlerine hakaret edilirken, bölücü başı Abdullah Öcalan lehine ifadelerin kullanıldığı dikkat çekti."

Kaymakam'a terfi gibi ceza

11 Aralık'ta, Ahmet ve Uğur Kaymaz'ın öldürüldüğü operasyona ilişkin resmî soruşturma bir sonuç daha verdi: Kızıltepe kaymakamı Engin Durmaz görevinden alındı. Ama tam da "sevsinler böyle cezayı" dedirtecek bir uygulamayla: Durmaz, Erzurum'a vali yardımcısı yapıldı. Erzurum'da bu tür faaliyetlerine gerek duyulmayacağı için devleti güç durumda bırakacak herhangi bir marifet göstermeyeceği düşünülmüş olmalı.
Ancak tabiî bütün bunları, devletin müfettişlerinin de kaymakamı sorumlu bulup görevden alınmasını tavsiye etmiş oluşuna dayanarak söylüyoruz. Elbette şu ihtimal de var: kaymakamın olayla, yani hem baba-oğulun vahşice öldürülmesiyle hem de sonradan ellerine silahlar tutuşturulmasıyla ilişkisi olmayabilir. Açıkça suçlanması daha sakıncalı olabilecek başka birilerini kollamak için kaymakam feda edilmiş, bir ara çözüm olarak daha büyük bir şehire vali yardımcısı yapılmış olabilir.
Kim söylüyor Osmanlı devletinin tarihe karıştığını?

İçişleri Bakanlığı'nın "içeriden" verdiği rapor

Star gazetesinin 13 Aralık sayısında verdiği habere göre (okumak isterseniz BURAYA TIKLAYIN) İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'nun talimatıyla rapor hazırlayan dört kişilik müfettiş grubu, açığa alınan Emniyet Müdür Yardımcısı Kemal Dönmez ile özel tim mensuplarını 'kusurlu' buldu. Fakat İçişleri Bakanlığı'na bağlı müfettişlerin hazırladığı rapor ile İnsan Hakları Derneği'nin hazırladığı rapor arasında önemli farklar bulunuyor.
Müfettişlerin hazırladığı rapora dayanılarak verilen habere göre Kızıltepe Emniyet Müdürlüğü'ne iki ayrı ihbar geldi. Ahmet-Uğur Kaymaz ile ilgili olan ihbardan sonra polis evi gözetim altına aldı. Gazete, İçişleri Bakanlığı raporunda 12 yaşındaki Uğur'un ve babasının silah kullandığı iddiasının geçtiğini aktarıyor. Gazete, söz konusu iddiayı şöyle aktardı: (Rapora göre) "Kamyon şoförü Ahmet Kaymaz ile 12 yaşındaki oğlu Uğur Kaymaz'ın cesetlerinin yanında bulunan iki kaleşnikof'tan ateş edildiği belirlendi. Ancak İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı'nda yapılan balistik incelemede ortaya çıkan gelişme, 'Kim ateş etti?' tartışmasını da beraberinde getirdi. Zira ailenin, 'Onların elinde silah yoktu. Polis, silahsız olmalarına karşın ateş açarak onları öldürdü' şeklindeki ifadesi ile balistik rapor çelişiyor. İnfaz düğümü İstanbul Adli Tıp'tan gelecek raporla çözülecek." Habere göre İçişleri Bakanlığı müfettişlerince hazırlanan rapor, polisi şu gerekçeyle 'kusurlu' buluyor: "Görevli personel karşı ateş için acele davranmamalıydı"

İHD'nin raporunda ise baba ve oğulun silah kullanma ihtimallerinin son derece zayıf olduğu ve zaten ortada iki yönlü bir çatışma olduğunu gösterecek delil de olmadığı vurgulanıyor. İHD raporda şu vurguyu yapıyor: (Olayın gerçekleştiği alanda bulunan) "Kamyonda veya evin bahçe duvarında çatışma izini andıracak herhangi bir mermi izi vb. emareye rastlanmamıştır."

Valinin sicili

Birgün gazetesi'nin Mezopotamya Haber Ajansı'na (MHA) dayanarak verdiği bir haber de Uğur ve babasının katledilmesini önce "Karakola saldıran teröristler öldürüldü" sonra da "Dur ihtarına uymayan iki terörist ölü ele geçirildi" diyerek kamuoyunu yanıltan Mardin Valisi Temel Koçaklar'ın bundan önce de bu tür vakalara "hakim" olduğunu gösteriyor (13.12.2004). Gazetenin "Vali bunu hep yapmış" ifadesiyle aktardığı habere göre: "Temel Koçaklar Batman Valisi olduğu sırada kurşunlanarak öldürülen iki kişinin katil zanlısı olarak henüz 24 saat bile geçmeden bir vatandaşın ismini açıkladı. Tutuklanan vatandaş ikinci duruşmada beraat etti." Gazetenin haberine göre bir başka olay da şöyle gelişti: "Yolda yürürken öldürülen bir kadınla evinin damında uyurken askerlerin açtığı ateşle ölen diğer bir kadının ölümü 'İki ateş arasında kaldılar' açıklamasıyla duyuruldu."
(Birgün Gazetesi'nin haberi için BURAYA TIKLAYIN, MHA'nın haberi için BURAYA TIKLAYIN)

Çünkü Uğur'un öldürülmesi sosyal yara

Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz'ın Mardin Kızıltepe'de katledilmelerinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeye hazırlanan Kaymaz ailesi için tazminat ödenmesi gündemde. 14 Aralık tarihli Akşam ve ntvmsnbc'nin haberlerine göre (Uğur ve Ahmet Kaymaz'ın öldürülmesini araştıran Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyesi Hüseyin Güler, Kaymaz ailesine tazminat verilmesi için çalışma başlattı. İlgili Bakanlıklarla görüşüp destek aldığını belirten Güler, ailenin AİHM'e gitmeden önce verilecek bir sus payı olduğu konusunu herhalde ağzından kaçırmış olacak ki, iki gazetede de haber şöyle sunuluyor: "Hüseyin Güler, Kaymaz ailesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğini, bunun öncesinde devletin aileye bir tazminat ödeyerek ilerde devletin mağdur olmasının önüne geçebileceğini söyledi". Güler çalışmasının sadece "sosyal yaraların sarılması" çerçevesinde olduğunu da vurgulamış. Yani, gerçekten ailenin mağduriyetini bir nebze de olsa gidermek için değil, devlet güçleri Uğur ve babasını öldürdüğü için hiç değil, uluslararası arenada, belli konularda uyanık davranmayı adet haline getirmiş Türkiye'nin AİHM nezdindeki itibarı için tazminat. Devletin bir nevi özür dilediğini göstermek için değil, sosyal yaraların sarılması çerçevesinde çalışma.

(Akşam'ın haberi için: "Kızıltepe infazına tazminat önerisi", ntvmsnbc'nin haberi için: "Kızıltepe için tazminat ödenecek")

İzmir Barosu, müdahillik girişimini engelledi

Birgün gazetesinin haberine göre, İzmir Barosu'nda çalışmalarını yürüten İşkenceyi Önleme Grubu kapatıldı. Habere göre, İzmir Barosu Başkanı Nevzat Erdemir düzenlediği basın toplantısında Avrupa Komisyonu ile 2003'te imzalanan ve uygulamasına başlanan "İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü Projesi"ne ilişkin sözleşmenin uygulanmasının, Baro'nun Yönetim Kurulu'nca 7 Aralık'ta durdurulduğunu belirtti. Açıklama sonrasında İşkenceyi Önleme Grubu avukatlarından Alper Tunga Aslan şu açıklamayı yaptı: "Bir önceki Baro Başkanı Bahattin Özcan Acar 'Bu proje Baro'nun namusudur' diyordu. Acar'ın çizgisinin devam ettirileceği söylendi ancak proje iptal edildi. Irak'taki cami katliamına haklı olarak tepki gösteren Baro yönetimi biz Kızıltepe olayına müdahil olalım deyince komisyonu kapattı," dedi.
(İzmir Barosu, İşkenceyi Önleme Grubu'nun internet sayfasına bakmak isterseniz BURAYA TIKLAYIN.)

Barolar Birliği: İzleyeceğiz

16 Aralık'ta Radikal'in verdiği habere göre, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz'ın öldürülmesi olayının adil bir yargılama ile aydınlatılmasını beklediklerini ve bir gözlemci görevlendirerek davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını belirtti. Özok, Barolar Birliği'nin görevlendirdiği iki kişilik bir heyetin Kızıltepe'de yetkililer, ölenlerin yakınları ve yurttaşlarla görüşerek bir rapor hazırladığını hatırlattı ve mahkemenin gizlilik kararı vermesinden dolayı sağlıklı bir değerlendirme yapılamayacağını söyledi.

Yeni "operasyon": "Silahlar sabıkalı" açıklaması

17 Aralık günü, yeni bir "Kızıltepe operasyonu" izledik. Bu defa silahlı değil sözlü cinsinden. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ve Sözcüsü Ramazan Er, güvenlik güçlerinin Ahmet Kaymaz ile oğlu Uğur Kaymaz'ın yanında bulduğunu iddia ettiği kalaşnikof marka iki silahın "sabıkalı" olduğunu ilân etti! Ramazan Er'in iddiasına göre, Uğur ile babası, öldürüldükleri gün polisle çatışmaya girmiş, üstelik bu çatışmada kullandıkları silahlar 7 Ağustos 2004'te iki komiser ve iki polisin yaralanması ile sonuçlanan Yenişehir Polis Karakolu baskınında da kullanılmıştı.

Emniyet'in bu iddiasıyla ilgili olarak, Ahmet Kaymaz'ın kardeşi Reşat Kaymaz Birgün'e şunu söyledi: "Karakol baskını olduğu sırada ağabeyim Irak'taydı. Pasaportlarındaki giriş çıkışa bakılırsa baskınla falan ilgisinin olmadığı ortaya çıkar" (Birgün, 18.12. 2004).

Kaymaz ailesinin avukatı Hüseyin Cangir ise Emniyet'in böyle bir açıklama yapmasının usulsüzlüğüne ve adil yargılama ilkesine aykırılığına dikkat çekti: "Eğer raporlar henüz savcılığa ulaşmadan polis müdürleri böyle açıklama yapıyorsa bizim de delillerin araştırılmasında şüphelerimiz var. Gizlilik kararı alınan bir dosyayla ilgili açıklamada bulunmak suçtur. Ramazan Er, suç işlemiştir. Bu adil yargılanma ilkesinin çiğnendiği anlamına gelir. Biz baştan beri söylüyoruz. Maktuller öldürüldükten sonra ellerine silah tutuşturularak ateş ettirilmiştir. Yani silahları olay yerine güvenlik güçleri bırakmıştır. Deliller bir araya getirildiğinde çatışma olmadığı kesindir. Görgü tanıkları var, ama can güvenlikleri sağlanamadığı için isimlerini açıklayamıyoruz. Bu davranışlarla polisleri aklamaya çalışıyorlar. Çünkü raporlar farklı biçimlerde değiştirilebilir. Yargı konuya el atmalı" (Radikal/18.12.2004).

Birgün'ün aktardığına göre, Şemdinli'de askerler tarafından vurulan çoban Fevzi Can'ın ölümünü soruşturan heyette de yer alan İHD Van Şube Başkanı avukat Zeki Yüksel, Emniyet açıklamasına ilişkin olarak şunları söyledi: "(Fevzi Can için) Görüştüğümüz savcı 'Askerler iyiniyetli olmasa çoban Fevzi Can'ın cesedinin yanına iki silah bırakıp olaya çatışma süsü verebilirlerdi' demişti."

(Birgün'ün haberi: "Küçük Uğur'u ille de terörist yapacaklar", Radikal'in haberi: "Kızıltepe'de işler karıştı".)

TBMM Komisyonu "ağır ihmal" dedi

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Uğur ve babasıyla ilgili raporunu 22 Aralık'ta kamuoyuna açıkladı. Komisyonun raporu özetle, İHD'nin raporuna yakın, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün açıklama ve raporlarına uzak bir içerikte. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nun raporuna göre: "Evin arama izni bulunmasına rağmen arama yapılmadı, ev 24 saat gözetim altında tutulmadı. Uğur ve babası hiçbir zarar görmeden de yakalanabilirdi. Öldürülen Uğur ve babası Ahmet, suçsuzdu. Bu nedenle olaya sebebiyet verenler bir an önce cezalandırılmalı. Bölgede görev yapan mülki amirler de soruşturmanın selameti açısından açığa alınmalı."

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu aynı zamanda İçişleri Bakanlığı'na Mardin Valisi Temel Koçaklar'ın görevden alınıp alınmayacağının sorulmasına karar verdi. (Yeni Şafak'ın manşetten aktardığı haber için BURAYA TIKLAYABİLİRSİNİZ; Milliyet'in haberi için BURAYA TIKLAYABİLİRSİNİZ.)

Tuhaf ve çelişkili bir senaryo: İddianame
...ama fezleke de olabilir

Nethaber'in AA'ya dayanarak bildirdiğine bakılırsa, Kızıltepe olayıyla ilgili olarak Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamenin ayrıntıları 29 Aralık günü ortaya çıktı (göz atmak isterseniz BURAYA TIKLAYIN). Sanık polisler hakkında, "resmen görevli oldukları sırada yasal silah kullanma sınırlarını aşarak faili belli olmayacak şekilde ölüme sebep olmak"tan altı yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Devletin bu olayı olabilecek en az hasarla atlatmasını sağlama amacıyla hazırlandığı belli olan ve Uğur ile babasının, evdeki bir PKK'lı kaçabilsin diye dışarı çıkıp polislere ateş ettiğinin ileri sürüldüğü metni esas alarak, baba-oğulun öldürüldüğü gece gerçekte neler olduğunu anlamak -eğer aktarılırken meydana gelmiş bir kaza yoksa- imkânsız.

İddianame mi fezleke mi olduğunu medyamızın bilinen özellikleri nedeniyle anlayamadığımız (karışıklık aşağıda açıklanıyor) metindeki çelişki ve mantıksızlıkları özel bir çerçevede konu ettik. BURAYA TIKLAYARAK OKUYABİLİRSİNİZ.

İddianame veya fezleke, Hürriyet gazetesine de aradığı fırsatı verdi. 29 Aralık günü Hürriyet internet sitesindeki haber (okumak isterseniz BURAYA TIKLAYIN) şöyle başlıyor: "İddia: Kaymazlar PKK milisi - Mardin Kızıltepe'deki çatışmanın baba-oğul Kaymazlar'ın ateş açması sonucu meydana geldiği ve ailenin PKK milisi olduğu öne sürüldü."
Hürriyet'in CNNTürk'e dayanan haberindeki birtakım ayrıntılar hemen yukarıda aktardığımız haberdekinden farklı. Meselâ: "İddianamede, polis memurları Mehmet Karaca, Yaşafettin Açıksöz, Seydiahmet Tangöl, Salih Ayaz'ın 'meşru müdafaanın aşılması', yani 'faili belli olmayan şekilde adam öldürmek' suçlamasıyla bir yıldan beş yıla kadar hapsi istendi. Beş polis hakkında ise takipsizlik kararı verildi."
Hürriyet'in haberine göre, iddianame, Kızıltepe Savcısı Pınar Haktanır Akkoç'un hazırladığı iki ayrı fezlekeye dayanıyor. Bu fezlekelerden birinde, önce baba-oğul Kaymaz'ların polislere ateş ettiği iddiası yeralıyor, ötekinde de Kaymaz'ların "PKK milisi" olduğu iddiası.

Milliyet'e göre ise henüz ortada iddianame yok! Milliyet, Kızıltepe savcısının Mardin Ağır Ceza Mahkemesi'ne yolladığı, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı olur verirse iddianameye dönüşecek olan fezlekeden sözediyor. Tek farklılık bu değil tabiî ki. Polislere yüklenen suç ve alabilecekleri cezaya dair Milliyet'in Gökçer Tahincioğlu - Ankara kaynaklı haberindeki ifade şöyle: "Fezlekeye uyulursa, 4 polis 'yasal sınırları aşarak kasten adam öldürmeden' yaklaşık 12 yıl hapisle yargılanacak."
Milliyet'in haberindeki can alıcı ayrıntı ise şu: Kızıltepe savcısı, eşi ve oğlu öldürülen Makbule Kaymaz hakkında örgüt üyeliğinden dava açılmasını talep ediyor! (Milliyet'in, "Anne polislerden daha suçlu!" gibi eleştirel bir başlıkla sunduğu ama muhtemelen yazıişlerinin, arasına, iddia düzeyindeki lafı mutlaklaştırarak "PKK rozeti çıkmıştı" diye arabaşlık sıkıştırdığı haberini okumak isterseniz BURAYA TIKLAYIN.)

Sahiden de iddianameymiş!

Kızıltepe savcısının hazırladığı tuhaf ve çelişkili metin, sahiden de Kızıltepe cinayetiyle ilgili davanın iddianamesi oluverdi. 30 Aralık günü bianet'te yeralan, Yıldız Samer imzalı, Mardin kaynaklı habere göre (okumak isterseniz BURAYA TIKLAYIN), baba-oğul Kaymaz'ların öldürülmesinden sorumlu dört polis için, "meşru müdafaanın aşılması suretiyle faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek"ten dava açılmıştı.
İHD Mardin Şubesi Başkanı ve Kaymaz ailesinin avukatı Hüseyin Cangir, bianet'e, davanın açıldığı maddelerin polislere ceza indirimi sağlayabilecek şekilde seçildiğini anlattı. Cangir, "yaratılmış delillere" dikkat çekti ve Kızıltepe savcısının Uğur'un annesi Makbule Kaymaz'ı örgüt üyeliğinden mahkeme önüne çıkartmak için hazırladığı ikinci fezlekeye dayanılarak henüz herhangi bir dava açılmadığını, açılsa da "bir şey çıkmayacağını" çünkü dosyada bu iddiayı destekleyecek delillerin bulunmadığını söyledi: "Yöresel kıyafetlerle çekilmiş fotoğraflar var. TCK 168/1 ve 168/2 maddelerden dava açılması isteniyorÉ Yalnızca peşmerge kıyafeti giydiği için aile fertlerinin örgüt üyesi olduğu iddia edilirse o zaman bölgede herkesin tutuklanması gerekir." Avukat Cangir, "dosyada o kadar çok suni delil var ki" dedi bianet muhabirine.

Aynı muhabir, ertesi gün de Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu ile görüştü (haberin tamamını okumak isterseniz BURAYA TIKLAYIN). Tanrıkulu, soruşturmada bizzat suç işlediği ileri sürülen kurumların adli mercilere verdiği bilgilerin esas alınmasını eleştirdi haklı olarak. Ve "anayasal bir denetim mekanizması" olan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nun raporunun savcı tarafından hiç dikkate alınmamış olmasındaki tuhaflığa dikkat çekti. Tanrıkulu, "yaşam hakkına müdahale eden kamu görevlilerinin" eskiden beri yararlandığı "idarî koruma" ve "yargısal hoşgörü"nün sürdüğü izlenimini taşıdığını dile getirdi.
Tanrıkulu'nun söyledikleri arasında davanın gidişatına etkisi bakımından en önemlisi şuydu: "Bu soruşturmada izlenen yöntem ve özellikle soruşturmada gizlilik kararı verilmiş olması, sanıklar bakımından olumsuz sonuç doğurmamıştır. Asıl müşteki tarafın ifadelere ve dosyaya ulaşma hakkı engellenmiştir. Dolayısıyla bu gizlilik kararı ile adli yargılama ve tarafların eşitliği ilkesi de hazırlık soruşturması sırasında bizzat savcılık tarafından ihlal edilmiştir."
2004 yılı biterken, Kızıltepe cinayetiyle ilgili dava, işte bu koşullarda açılmış bulunuyor.


PENCEREYİ KAPAT