|
Kızıltepe katliamı da unutulup gidecek mi? ÜMİT KIVANÇ / HAMZA AKTAN / BANU UZ / GAMZE GÖKER
Mardin Kızıltepe'de bir baba-oğul, karanlıkta katledildi. Otopsi raporuna göre, 12 yaşındaki ilköğretim 5. sınıf öğrencisi Uğur Kaymaz'ın sağ ve sol eline 4 adet, vücudunun sırt bölgesinden 9 adet olmak üzere toplam 13 adet merminin isabet ettiği, bunlardan 9 (dokuz) tanesinin yakın mesafeden (50 cm'nin altında) yapılan atışlarla oluştuğu ve vücutta barut izlerinin olduğu, babası, 31 yaşındaki TIR şöförü Ahmet Kaymaz'ın uyluk ve sol eline 2 adet, göğüs kısmına 4 adet, sırt bölgesine 2 adet olmak üzere toplam 8 adet merminin isabet ettiği, bunlardan 8 (sekiz) tanesinin de yakın mesafeden (50 cm'nin altında) yapılan atışlarla oluştuğu ve vücutta barut izlerinin olduğu tespit edildi. Kızıltepe Cumhuriyet Savcısı, olayı incelemek için Kızıltepe'ye giden, ancak vali ve kaymakamdan randevu alamayan İnsan Hakları Derneği heyeti üyelerine, olaya ilişkin "üç boyutlu soruşturma" yürüttüklerini söyledi. Savcı bu "üç boyut"u şöyle açıkladı: "Birincisi Ahmet Kaymaz'ın örgüt bağlantısının araştırılması, ikincisi Ahmet Kaymaz'ın eşi Makbule'nin örgüt bağlantısının araştırılması, üçüncüsü ise güvenlik güçlerinin silah kullanma yetkilerinin aşılıp aşılmadığının tesbit edilmesi..." Yani özetle: 1. Bakalım bir kol mesafesi uzaklıktan sekiz kurşunla vurulan baba örgüt üyesi mi? 2. Olmayabilir. Ama eşi militan olabilir. 3. Çocuk da bu arada vurulmuş, tatsız tabiî; bakalım onları vuran, resmen silah kullanma yetkisine sahip personel bir hata işlemiş mi? Bu hunharlık hakkında ne laf etmeli? Etmemeli. Türkiye, sözün bittiği yer oluveriyor bir anda. Burada da bir belgesi kalsın diye, toparlayabildiğim bilgileri aktarıyorum: Önce devlet refleksi 29 Kasım'da İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu, baba-oğulun polisin 'Teslim ol' çağrısına
silahla karşılık verdikleri için öldürüldüklerini
öne sürdü. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda İçişleri
Bakanlığı'nın 2005 bütçesi görüşülürken
CHP Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek Kızıltepe'deki
katliamdan sözetti. Özyürek, Mardin Valiliği'nin "çelişkili
açıklamalarına" dikkat çekti ve şöyle
dedi: "Ahmet Kaymaz'ın komşuları ve Uğur Kaymaz'ın
öğretmeninin ifadeleri açıkça gösteriyor
ki; polis önce taramış, sonra beş-altı el
ateş ederek bu iki vatandaşımızı öldürmüştür.
Bu olay insan hakları açısından çok vahimdir.
Bir insanlık suçudur Olay nedeniyle ilçede protestolar
yaşandı, ancak polis bu protestolara sert müdahalede bulundu.
Bazı illerimize AB mevzuatı gelmemiştir. Oralarda bazıları
bildiğini okumaktadır." Sonra açığa alma Abdülkadir Aksu'nun sözünü ettiği müfettişler
hızlı çalıştı. İlgililerin ifadeleri
tamamlanmak üzereyken, Mardin Emniyet Müdür Yardımcısı
Kemal Dönmez ile üç özel harekat polisi açığa
alınıverdi. Bunlar, operasyonu yürüten amirle buna
katılan polislerdi. Medya da baktı ki... Türkiye medyası elbette devletin her türlü icraatına
duyduğu öncesiz sonrasız hürmet içerisinde, katliamın
devlet katında nasıl değerlendirileceğini görmeyi
bekliyor, üstünden on gün geçmesine rağmen olayın
üstüne gitmiyordu. 1 Aralık'ta Hakkı Devrim "basının
vicdan azabı"ndan bahsetti: "...Mardin-Kızıltepe'de
21 kasım pazar akşamına yakın, güvenlik güçleri
iki kişiyi öldürdü: 31 yaşında kamyon şoförü
Ahmet Kaymaz ile 12 yaşındaki oğlu, beşinci sınıf
öğrencisi Uğur Kaymaz. Basın hadisenin vahametini
anlamakta gecikti. Dur emrine silahla karşılık veren iki
terörist haberi, hele bir ilkokul öğrencisinin cesedi ortalardayken,
kolay kabul edilir hikâye değildi. Beni faciaya, itiraf ederim
ki pazartesi günkü yazılarıyla Umur (Talu) ve Yıldırım
(Türker) uyandırdılar. Vaktinde ve yeterince ilgilenmeyen
gazeteleri ve köşekadılarını ağır bir
dille eleştiriyorlardı. Umur dün, erken uyananların,
yani hoş görülebilirlerin dökümünü
de verdi: Ergun Babahan, Ömer Lütfü Mete (Sabah), Ahmet
Şık, Murat Çelikkan (Radikal), Fehmi Koru, Ahmet Taşgetiren,
Kürşat Bumin ile Alper Görmüş (Yeni Şafak),
Mutlu Tönbekici (Vatan), Hikmet Çetinkaya (Cumhuriyet), ve Birgün,
Evrensel, Gündem gazeteleri dahi... Dün, bu konuda kaleme davrananların
sayısı artmıştı." Milletvekilleri sahnede CHP Mersin Milletvekili Hüseyin Güler soru üstüne
soru atıyordu ortaya: "Baba-oğul gözaltına
alınmak yerine, neden operasyon düzenleniyor? Baba oğul
saldırıya gidiyor olsa, ayaklarında sandaletler olur muydu?
Emniyet, 'hava muhalefeti vardı, çocuk olduğunu göremedik'
diyor. Tam görüş sağlanana kadar neden beklenmedi?
Çocuk sırtından vurulmuş, vücudunda 8, kol ve
bacaklarında 5 kurşun var. Babada da 5 kurşun var. Çocuk
yerde yüzüstü bulunmuş. Kolu yana açık,
elinin yanında silah var. Ellerin, koruma refleksiyle vücudun
altında olması gerekmez miydi? Çatışma olsa kamyonda
kurşun deliği olması gerekmez miydi?" "Yavrumuz"u bağrımıza basarken... 10 gün sonra nihayet uyanmış mıydık acaba?
Zira sonunda başbakan da konuya giriyor ve şöyle diyordu:
"12 yaşındaki yavrumuzla ilgili 'terörist' yakıştırmasını
çok çirkin buluyorum." Evet, yakıştırma
çirkindi. Azıcık daha çirkin bir hadise meydana gelmiş,
"yavrumuz" delik deşik de edilmişti bu arada. Recep
Tayyip Erdoğan, "Hukuk içerisinde 12 yaşındaki
çocuğun konumu bellidir," diye konuştu. Gerçi
Uğur artık yaşayanların hukukunun epeyce dışındaydı,
ama başbakan, anlaşılan, Uğur'un arkasından bu
şekilde konuşulmasından rahatsız olmuştu: "12
yaşındaki çocuğa bu yakıştırmayı
yapmayı insani bulmuyorum." Erdoğan, "Gereken adım
neyse bunu şüphesiz atacağız" güvencesi
de verdi NTV'de, canlı yayında. CHP'liler: "Çatışma yok" Bir gün sonra CHP TBMM Grup Başkanvekili Kemal Anadol, Meclis'te
bir basın toplantısı düzenleyip hazırladıkları
raporu açıkladı. Kızıltepe'de incelemeler yapan
üç CHP milletvekili (Mesut Değer, Ahmet Ersin ve Tuncay
Ercenk), "çatışma olmadığı, maktûllerin
üzerine tek taraflı ateş açıldığı"
kanaatindeydi. Milletvekilleri, özellikle 12 yaşındaki
Uğur Kaymaz'ın sırtındaki "12 mermi girişi"nden
altısının "düz bir hat üzerinde ve 10 santimlik
bir bölgede" bulunmasına takılmışlardı.
Çünkü bu bulgular "yakından ateş edildiği
izlenimini" uyandırıyordu. CHP'li milletvekillerinin görüşü
netti: "Maktüllerin terlikli olması, ne tankerde ne de
çevrede kurşun izi olması, maktul yakınlarının
iddialarını doğrulamaktadır." Basın "sorumluluğu"nda Hürriyet farkı Katliam resmî düzeyde örtbas edilemez hale gelirken, sokak protestoları ve suç duyurularına, imza kampanyaları ve Uğur Kaymaz anısına hazırlanan bir internet sitesi eklendi. ("Uğur Kaymaz Kalbimizde Organizasyonu'' adını alan grubun oluşturduğu siteyi görmek ve imza kampanyasına katılmak isterseniz BURAYA TIKLAYABİLİRSİNİZ). Hürriyet gazetesi böylece Kızıltepe katliamı ile ilgili olarak gönlünce haber yapabilme fırsatını yakaladı: "Uğur'a web sitesi açıp Öcalan'ı övdüler - Özgür CEBE/DİYARBAKIR, (DHA) - MARDİN'in Kızıltepe İlçesi'nde 'terörist' olduğu gerekçesiyle babası 30 yaşındaki Ahmet Kaymaz ile birlikte öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz adına internette web sayfası açıldı. Kürtçe, 'Em te ji bir nakın' (Biz seni unutmayacağız) başlığıyla açılan sitede olaya tepki gösterenlerin mesaj ve açıklamalarına yer verildi. Uğur Kaymaz ile öğrenim gördüğü Dicle İlköğretim Okulu 5/C sınıfındaki arkadaşlarının fotoğraflarının yer aldığı sitede, olayın tanıklarına ait olduğu söylenen ifadeler de bulunuyor. (...) siteye bırakılan mesajların bazılarında güvenlik güçlerine hakaret edilirken, bölücü başı Abdullah Öcalan lehine ifadelerin kullanıldığı dikkat çekti." Kaymakam'a terfi gibi ceza 11 Aralık'ta, Ahmet ve Uğur Kaymaz'ın öldürüldüğü
operasyona ilişkin resmî soruşturma bir sonuç daha
verdi: Kızıltepe kaymakamı Engin Durmaz görevinden
alındı. Ama tam da "sevsinler böyle cezayı"
dedirtecek bir uygulamayla: Durmaz, Erzurum'a vali yardımcısı
yapıldı. Erzurum'da bu tür faaliyetlerine gerek duyulmayacağı
için devleti güç durumda bırakacak herhangi bir marifet
göstermeyeceği düşünülmüş olmalı. İçişleri Bakanlığı'nın "içeriden" verdiği rapor Star gazetesinin 13 Aralık sayısında verdiği habere
göre (okumak isterseniz BURAYA
TIKLAYIN) İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'nun
talimatıyla rapor hazırlayan dört kişilik müfettiş
grubu, açığa alınan Emniyet Müdür Yardımcısı
Kemal Dönmez ile özel tim mensuplarını 'kusurlu' buldu.
Fakat İçişleri Bakanlığı'na bağlı
müfettişlerin hazırladığı rapor ile İnsan
Hakları Derneği'nin hazırladığı rapor arasında
önemli farklar bulunuyor. İHD'nin raporunda ise baba ve oğulun silah kullanma ihtimallerinin son derece zayıf olduğu ve zaten ortada iki yönlü bir çatışma olduğunu gösterecek delil de olmadığı vurgulanıyor. İHD raporda şu vurguyu yapıyor: (Olayın gerçekleştiği alanda bulunan) "Kamyonda veya evin bahçe duvarında çatışma izini andıracak herhangi bir mermi izi vb. emareye rastlanmamıştır." Valinin sicili Birgün gazetesi'nin Mezopotamya Haber Ajansı'na
(MHA) dayanarak verdiği bir haber de Uğur
ve babasının katledilmesini önce "Karakola
saldıran teröristler öldürüldü"
sonra da "Dur ihtarına uymayan iki terörist
ölü ele geçirildi" diyerek kamuoyunu
yanıltan Mardin Valisi Temel Koçaklar'ın
bundan önce de bu tür vakalara "hakim"
olduğunu gösteriyor (13.12.2004). Gazetenin
"Vali bunu hep yapmış" ifadesiyle
aktardığı habere göre: "Temel
Koçaklar Batman Valisi olduğu sırada
kurşunlanarak öldürülen iki kişinin
katil zanlısı olarak henüz 24 saat bile
geçmeden bir vatandaşın ismini açıkladı.
Tutuklanan vatandaş ikinci duruşmada beraat
etti." Gazetenin haberine göre bir başka
olay da şöyle gelişti: "Yolda yürürken
öldürülen bir kadınla evinin damında
uyurken askerlerin açtığı ateşle
ölen diğer bir kadının ölümü
'İki ateş arasında kaldılar' açıklamasıyla
duyuruldu."
Çünkü Uğur'un öldürülmesi sosyal yara Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz'ın Mardin Kızıltepe'de katledilmelerinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeye hazırlanan Kaymaz ailesi için tazminat ödenmesi gündemde. 14 Aralık tarihli Akşam ve ntvmsnbc'nin haberlerine göre (Uğur ve Ahmet Kaymaz'ın öldürülmesini araştıran Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyesi Hüseyin Güler, Kaymaz ailesine tazminat verilmesi için çalışma başlattı. İlgili Bakanlıklarla görüşüp destek aldığını belirten Güler, ailenin AİHM'e gitmeden önce verilecek bir sus payı olduğu konusunu herhalde ağzından kaçırmış olacak ki, iki gazetede de haber şöyle sunuluyor: "Hüseyin Güler, Kaymaz ailesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğini, bunun öncesinde devletin aileye bir tazminat ödeyerek ilerde devletin mağdur olmasının önüne geçebileceğini söyledi". Güler çalışmasının sadece "sosyal yaraların sarılması" çerçevesinde olduğunu da vurgulamış. Yani, gerçekten ailenin mağduriyetini bir nebze de olsa gidermek için değil, devlet güçleri Uğur ve babasını öldürdüğü için hiç değil, uluslararası arenada, belli konularda uyanık davranmayı adet haline getirmiş Türkiye'nin AİHM nezdindeki itibarı için tazminat. Devletin bir nevi özür dilediğini göstermek için değil, sosyal yaraların sarılması çerçevesinde çalışma. (Akşam'ın haberi için: "Kızıltepe infazına tazminat önerisi", ntvmsnbc'nin haberi için: "Kızıltepe için tazminat ödenecek") İzmir Barosu, müdahillik girişimini engelledi Birgün gazetesinin haberine göre, İzmir Barosu'nda çalışmalarını
yürüten İşkenceyi Önleme Grubu kapatıldı.
Habere göre, İzmir Barosu Başkanı Nevzat Erdemir düzenlediği
basın toplantısında Avrupa Komisyonu ile 2003'te imzalanan
ve uygulamasına başlanan "İşkencenin Önlenmesinde
Hukukçuların Rolü Projesi"ne ilişkin sözleşmenin
uygulanmasının, Baro'nun Yönetim Kurulu'nca 7 Aralık'ta
durdurulduğunu belirtti. Açıklama sonrasında İşkenceyi
Önleme Grubu avukatlarından Alper Tunga Aslan şu açıklamayı
yaptı: "Bir önceki Baro Başkanı Bahattin Özcan
Acar 'Bu proje Baro'nun namusudur' diyordu. Acar'ın çizgisinin
devam ettirileceği söylendi ancak proje iptal edildi. Irak'taki
cami katliamına haklı olarak tepki gösteren Baro yönetimi
biz Kızıltepe olayına müdahil olalım deyince
komisyonu kapattı," dedi. Barolar Birliği: İzleyeceğiz 16 Aralık'ta Radikal'in verdiği habere göre, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz'ın öldürülmesi olayının adil bir yargılama ile aydınlatılmasını beklediklerini ve bir gözlemci görevlendirerek davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını belirtti. Özok, Barolar Birliği'nin görevlendirdiği iki kişilik bir heyetin Kızıltepe'de yetkililer, ölenlerin yakınları ve yurttaşlarla görüşerek bir rapor hazırladığını hatırlattı ve mahkemenin gizlilik kararı vermesinden dolayı sağlıklı bir değerlendirme yapılamayacağını söyledi. Yeni "operasyon": "Silahlar sabıkalı" açıklaması 17 Aralık günü, yeni bir "Kızıltepe operasyonu" izledik. Bu defa silahlı değil sözlü cinsinden. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ve Sözcüsü Ramazan Er, güvenlik güçlerinin Ahmet Kaymaz ile oğlu Uğur Kaymaz'ın yanında bulduğunu iddia ettiği kalaşnikof marka iki silahın "sabıkalı" olduğunu ilân etti! Ramazan Er'in iddiasına göre, Uğur ile babası, öldürüldükleri gün polisle çatışmaya girmiş, üstelik bu çatışmada kullandıkları silahlar 7 Ağustos 2004'te iki komiser ve iki polisin yaralanması ile sonuçlanan Yenişehir Polis Karakolu baskınında da kullanılmıştı. Emniyet'in bu iddiasıyla ilgili olarak, Ahmet Kaymaz'ın kardeşi Reşat Kaymaz Birgün'e şunu söyledi: "Karakol baskını olduğu sırada ağabeyim Irak'taydı. Pasaportlarındaki giriş çıkışa bakılırsa baskınla falan ilgisinin olmadığı ortaya çıkar" (Birgün, 18.12. 2004). Kaymaz ailesinin avukatı Hüseyin Cangir ise Emniyet'in böyle bir açıklama yapmasının usulsüzlüğüne ve adil yargılama ilkesine aykırılığına dikkat çekti: "Eğer raporlar henüz savcılığa ulaşmadan polis müdürleri böyle açıklama yapıyorsa bizim de delillerin araştırılmasında şüphelerimiz var. Gizlilik kararı alınan bir dosyayla ilgili açıklamada bulunmak suçtur. Ramazan Er, suç işlemiştir. Bu adil yargılanma ilkesinin çiğnendiği anlamına gelir. Biz baştan beri söylüyoruz. Maktuller öldürüldükten sonra ellerine silah tutuşturularak ateş ettirilmiştir. Yani silahları olay yerine güvenlik güçleri bırakmıştır. Deliller bir araya getirildiğinde çatışma olmadığı kesindir. Görgü tanıkları var, ama can güvenlikleri sağlanamadığı için isimlerini açıklayamıyoruz. Bu davranışlarla polisleri aklamaya çalışıyorlar. Çünkü raporlar farklı biçimlerde değiştirilebilir. Yargı konuya el atmalı" (Radikal/18.12.2004). Birgün'ün aktardığına göre, Şemdinli'de askerler tarafından vurulan çoban Fevzi Can'ın ölümünü soruşturan heyette de yer alan İHD Van Şube Başkanı avukat Zeki Yüksel, Emniyet açıklamasına ilişkin olarak şunları söyledi: "(Fevzi Can için) Görüştüğümüz savcı 'Askerler iyiniyetli olmasa çoban Fevzi Can'ın cesedinin yanına iki silah bırakıp olaya çatışma süsü verebilirlerdi' demişti." (Birgün'ün haberi: "Küçük Uğur'u ille de terörist yapacaklar", Radikal'in haberi: "Kızıltepe'de işler karıştı".) TBMM Komisyonu "ağır ihmal" dedi TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Uğur ve babasıyla ilgili raporunu 22 Aralık'ta kamuoyuna açıkladı. Komisyonun raporu özetle, İHD'nin raporuna yakın, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün açıklama ve raporlarına uzak bir içerikte. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nun raporuna göre: "Evin arama izni bulunmasına rağmen arama yapılmadı, ev 24 saat gözetim altında tutulmadı. Uğur ve babası hiçbir zarar görmeden de yakalanabilirdi. Öldürülen Uğur ve babası Ahmet, suçsuzdu. Bu nedenle olaya sebebiyet verenler bir an önce cezalandırılmalı. Bölgede görev yapan mülki amirler de soruşturmanın selameti açısından açığa alınmalı." Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu aynı zamanda İçişleri Bakanlığı'na Mardin Valisi Temel Koçaklar'ın görevden alınıp alınmayacağının sorulmasına karar verdi. (Yeni Şafak'ın manşetten aktardığı haber için BURAYA TIKLAYABİLİRSİNİZ; Milliyet'in haberi için BURAYA TIKLAYABİLİRSİNİZ.) Tuhaf ve çelişkili bir senaryo: İddianame
Nethaber'in AA'ya dayanarak bildirdiğine bakılırsa, Kızıltepe olayıyla
ilgili olarak Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamenin
ayrıntıları 29 Aralık günü ortaya çıktı (göz atmak isterseniz BURAYA
TIKLAYIN). Sanık polisler hakkında, "resmen görevli oldukları
sırada yasal silah kullanma sınırlarını aşarak faili belli olmayacak şekilde
ölüme sebep olmak"tan altı yıla kadar hapis cezası isteniyor. İddianame mi fezleke mi olduğunu medyamızın bilinen özellikleri nedeniyle anlayamadığımız (karışıklık aşağıda açıklanıyor) metindeki çelişki ve mantıksızlıkları özel bir çerçevede konu ettik. BURAYA TIKLAYARAK OKUYABİLİRSİNİZ. İddianame veya fezleke, Hürriyet gazetesine de aradığı fırsatı verdi.
29 Aralık günü Hürriyet internet sitesindeki haber (okumak isterseniz
BURAYA
TIKLAYIN) şöyle başlıyor: "İddia: Kaymazlar PKK milisi - Mardin
Kızıltepe'deki çatışmanın baba-oğul Kaymazlar'ın ateş açması sonucu meydana
geldiği ve ailenin PKK milisi olduğu öne sürüldü." Milliyet'e göre ise henüz ortada iddianame yok! Milliyet, Kızıltepe savcısının
Mardin Ağır Ceza Mahkemesi'ne yolladığı, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı
olur verirse iddianameye dönüşecek olan fezlekeden sözediyor. Tek farklılık
bu değil tabiî ki. Polislere yüklenen suç ve alabilecekleri cezaya dair
Milliyet'in Gökçer Tahincioğlu - Ankara kaynaklı haberindeki ifade şöyle:
"Fezlekeye uyulursa, 4 polis 'yasal sınırları aşarak kasten adam
öldürmeden' yaklaşık 12 yıl hapisle yargılanacak." *** Bu yazıyı gelişmeler oldukça güncellemeye çalışıyoruz. Kızıltepe'deki hunharlıkla ilgili, ortalıkta her an herkes tarafından ulaşılabilir bilgi-belge kalsın diye. Burada yeralan bilgiler, 29 Aralık Pazar gününe kadar basından ve internetten öğrenebildiklerimizdir. Eğer 21 Kasım günü Kızıltepe'de yaşanan vahşetin ayrıntılarını öğrenmek isterseniz, İnsan Hakları Derneği'nin hazırladığı, iyi niyetli ve gayretli bir araştırmaya dayanan, güvenilir raporu tavsiye ederim. Hiç değilse bir göz gezdirmek için BURAYA TIKLAYABİLİRSİNİZ. Uğur'cuğu unutmayalım. Babasını da. Onları her anışımızda, olayın hemen ardından "iki terörist çatışmada öldürüldü" diye açıklama yapan valinin olaydan sonra hâlâ koltuğunda oturabildiğini, böyle bir facia karşısında yüzlerce yıllık devlet refleksiyle "müsademe"den bahsedebilen içişleri bakanını, bir haftayı aşkın süre boyunca olayı örtbas edip edemeyeceği hususunda kararsızlık çeken hükümeti de hatırlayalım. Uğur'la babasını, kimi vurduklarını bile bilmeden delik deşik eden vicdansız ve sorumsuz "kamu görevlileri"ni bu işten sıyırmak için yapılacakları da izleyelim. Otuz yıl sonra, bir televizyon dizisine dönüştüğü zaman değil. Şimdi. Hakikisini. "Gelinim Olur musun"dan filan vakit bulabilirsek. |
|
|
| PENCEREYİ KAPAT |